BİR EZGİ
Notaların rüzgarıyla savaşarak yürüyoruz
Önce ‘do’ çarpıyor yüzüme
Dost acısı ritminde
Bir yerlerden: belki gözlerimden
Veya söylenildiği gibi gökyüzünden
Seyrediyor beni
Ve bir ‘si’ süzülüyor yanağımdan
Piyanonun ‘la’ tuşuna düşüyor.
Evsiz çocukların sesini duyuyorum
Yağmurun evlerden dışlanması gibi…
Yalnızlığın küçük ‘fa’ faslından
Büyük bir yıkıma uzanıyor şehir
Şehrimin insanını tanıyamıyorum
Yalnızlığımızın kör kuyusuna mı düştü
‘sol anahtarı’…
Paylaştıklarımızın kapalı kapısını
Ancak ‘re’nin kancası aralayacak:
Bir şarkı bağıracak adam
Yağmurun altında
Şimşek çakacak ortalık kararacak
Yalnızlığın küçük adam modelini
Açılan bir kapı çekecek içine
Ve orada asılacak yalnızlık
Güzellik makamında bir nota adına!
3 Ekim 99
8 Kasım 2010
2 Kasım 2010
TANIK
Oğlum
Ben tanık oldum,
Bu şiir de tanık olsun sana
Beş yaşında ve seksen yaşında da:
Yaşamın Neşesi Senin Sesinde,
Heyecanı Senin Bedeninde hayat bulur!
Oğlum!
Bu şiir tanık olsun sana
Beş yaşında ve seksen yaşında da:
Yaşamın Coşkusu her an parıldamakta
Gözlerinden içeride, gözlerinden etrafa!
Ben tanık oldum,
Bu şiir de tanık olsun sana
Beş yaşında ve seksen yaşında da:
Yaşamın Neşesi Senin Sesinde,
Heyecanı Senin Bedeninde hayat bulur!
Oğlum!
Bu şiir tanık olsun sana
Beş yaşında ve seksen yaşında da:
Yaşamın Coşkusu her an parıldamakta
Gözlerinden içeride, gözlerinden etrafa!
02.11.2010
26 Ekim 2010
Şiirin İşi
Nice güzelim dostlar
“Şiir ile işim olmaz” diyorlar…
Oysa benim
Şiir peşimden koşar
Kimi zaman tenimi
Kimi zaman yüreğimi
Kanatır ve akar!
Belli ki
Herkese uymuyor
Şiirin oltası
Bir benim gibi balıkları
Tutuveriyor kancası…
26.10.2010
“Şiir ile işim olmaz” diyorlar…
Oysa benim
Şiir peşimden koşar
Kimi zaman tenimi
Kimi zaman yüreğimi
Kanatır ve akar!
Belli ki
Herkese uymuyor
Şiirin oltası
Bir benim gibi balıkları
Tutuveriyor kancası…
26.10.2010
21 Ekim 2010
Davet
Ey Hayat!
Baş döndürücü yaldız kaleminden
Şiir şiir damıtılmak varken
Neden kan damlıyor gönüllerden…
Duygu ve düşünceler çarmıhında
Gerilişimiz, neden?
Ey Hayat!
Her bir can pırıltısını
Güneşe çeviren ayna olmak varken
Ürkek, naif ve kimi zaman hoyrat
Yansımalarımız neden?
Ey Hayat!
Ben damıtsam şimdi Seni…
Her dizede daha parlak,
Bahar gibi yumuşak,
Doğurur musun Şiirimizi…
Yeniden ve hemen şimdi…
21.10.2010
Baş döndürücü yaldız kaleminden
Şiir şiir damıtılmak varken
Neden kan damlıyor gönüllerden…
Duygu ve düşünceler çarmıhında
Gerilişimiz, neden?
Ey Hayat!
Her bir can pırıltısını
Güneşe çeviren ayna olmak varken
Ürkek, naif ve kimi zaman hoyrat
Yansımalarımız neden?
Ey Hayat!
Ben damıtsam şimdi Seni…
Her dizede daha parlak,
Bahar gibi yumuşak,
Doğurur musun Şiirimizi…
Yeniden ve hemen şimdi…
21.10.2010
6 Ekim 2010
Buddha’nın Sızısı
Buddha,
Izdırabını duydu Dünyanın,
Ama kulaklarında değil asla:
Teninde…
Kanında…
Canında duydu,
Her bir insanı ve acısını…
Yaşayamadı, çözüm aradı;
Birine değil,
HER BİRİNE ilaç aradı!
Ve sonunda
Gözünde bir damla yaş,
Izdırabın yaşamın bir parçası olduğunu anladı…
Sonra buldu
Herkes icin çözüm yolunu:
Herkes icin çözüm yolunu:
Çekilivermek gerekiyordu
“Kendi Yürek Sığınağına”…
***
Böylece,
Buddha’nın öğrencilerinin de
Herkes gibi
Savaşın ortasında kanadı bedeni,
Dostun bir sözüyle kırıldı kalbi…
Fakat her biri
Sığınmayı bildi “Kendi Yürek Sığınağına”:
Hiçbir afetin sarsamadığı
Bilinci her an kucaklamaya hazır “Gerçeklik Sığınağına”…
***
Durum bu iken
21.yüzyıl insanı
Buddha’yı yüzündeki
Huzurlu gülümseme ile tanıyor
Buddha icin
‘Dünyanın en rahat adamı’ diyor…
Kemikleri sızlamaz mı…
Buddha’yı yüzündeki
Huzurlu gülümseme ile tanıyor
Buddha icin
‘Dünyanın en rahat adamı’ diyor…
Kemikleri sızlamaz mı…
***
Gerçek SIĞINAK
Su kristali misali saydamsın,
Ve naif
Arındırıcısın
Ve sade…
Var isem içimdesin
Yok isem her yerdesin, her şeysin.
06.10.2010 (Hermenn Hesse'ye ve Siddhartha'ya selam olsun)
5 Ekim 2010
Sistem Köleleri miyiz yoksa Naif Sevgililer mi…
Bazen içimde kaynayıp taşıyor ruhum, yazıyor kalemim... “Beyaz Düşler Gezegeni” diye bir öykü yazmıştım bir ara. Bu "Yeni bir Dünya" idi... Temiz ve parlak, ışıklı ve ilham dolu bir Dünya… Herkesin güzellik ilhamları ile soluk aldığı ve bu sayede düşlediği her güzelliği anında yaratabildiği bir Dünya…
Yazı döküldü önce ve okuduktan sonra fark ettim ki, tek başına güzellik dolu olan ve acı ile ıstırap olmayan bir yaşam mümkün değil. Bu sadece insanın doğasına değil, yaşamın doğasına da ters…
Düzene uymamak ve onu degistirmeye çalışmak; daha iyisi kendi doğana uygun olanı bulmak, yüreğini keşfetmek ve onu yaşamak için çabalamak doğru ve hatta muhteşem. Fakat değişim ile erişilebilecek o en güzel ve özel nokta, başka değişle “Yeni Dünya” daim olamaz!
Yaşamın döngüsü gereği güzel olan şey önce yok olmak ve sonra yeniden güzelliğe doğru doğmak zorunda… Tek başına sonsuza kadar güzel bir Dünya, yaşamın dualite içeren zıtlığı, karşıtlar birliğini seven doğasına ters.
Dolayısıyla olumsuz şeyler yaşamak doğal, bu yaşamın bir parçası.
Buna paralel olarak, Dünyanın her anlamda bir Kış mevsimi yaşadığını hissediyorum. Kışı gittikçe daha ayaz olabilecek bir Kış yaşıyor… Yaz'ı da olacak bir Kış yaşıyor Dünya… Evet sonunda Kış Yaza dönecek ve işte o zaman adı Yeni Dünya olacak. Fakat o da sonsuza kadar sürmeyecek...
Bizler ise Kışın ortasında kalmışız. Tamamen rastlantısal olabilir. Veya yaşam, doğası gereği öğretmen olduğu için, bizlere bir seyler daha öğretmek istiyor olabilir. Veya Dünya bizi çok seviyor olabilir; bu zor döneminde yanına bizleri almış, kaderini paylaşalım, onun yükünü azaltalım diye…
Sonuçta etrafıma bakınca hissediyorum ve görüyorum ki insanlar, biz hepimiz “kapitalizmin veya sistemin kölesi olma konusunda” tek suçlu değiliz.
Dünya’nın Kışı’na ortağız.
Belki bu zor dönemde biz özellikle geldik, özellikle nüfus patlaması yaşattık;
Dünyayı sevgimizle saralım diye…
05.10.2010
Yazı döküldü önce ve okuduktan sonra fark ettim ki, tek başına güzellik dolu olan ve acı ile ıstırap olmayan bir yaşam mümkün değil. Bu sadece insanın doğasına değil, yaşamın doğasına da ters…
Düzene uymamak ve onu degistirmeye çalışmak; daha iyisi kendi doğana uygun olanı bulmak, yüreğini keşfetmek ve onu yaşamak için çabalamak doğru ve hatta muhteşem. Fakat değişim ile erişilebilecek o en güzel ve özel nokta, başka değişle “Yeni Dünya” daim olamaz!
Yaşamın döngüsü gereği güzel olan şey önce yok olmak ve sonra yeniden güzelliğe doğru doğmak zorunda… Tek başına sonsuza kadar güzel bir Dünya, yaşamın dualite içeren zıtlığı, karşıtlar birliğini seven doğasına ters.
Dolayısıyla olumsuz şeyler yaşamak doğal, bu yaşamın bir parçası.
Buna paralel olarak, Dünyanın her anlamda bir Kış mevsimi yaşadığını hissediyorum. Kışı gittikçe daha ayaz olabilecek bir Kış yaşıyor… Yaz'ı da olacak bir Kış yaşıyor Dünya… Evet sonunda Kış Yaza dönecek ve işte o zaman adı Yeni Dünya olacak. Fakat o da sonsuza kadar sürmeyecek...
Bizler ise Kışın ortasında kalmışız. Tamamen rastlantısal olabilir. Veya yaşam, doğası gereği öğretmen olduğu için, bizlere bir seyler daha öğretmek istiyor olabilir. Veya Dünya bizi çok seviyor olabilir; bu zor döneminde yanına bizleri almış, kaderini paylaşalım, onun yükünü azaltalım diye…
Sonuçta etrafıma bakınca hissediyorum ve görüyorum ki insanlar, biz hepimiz “kapitalizmin veya sistemin kölesi olma konusunda” tek suçlu değiliz.
Dünya’nın Kışı’na ortağız.
Belki bu zor dönemde biz özellikle geldik, özellikle nüfus patlaması yaşattık;
Dünyayı sevgimizle saralım diye…
05.10.2010
21 Eylül 2010
Floransa
Tarihin inci gerdanlığını taşıyan bu şehre
Her bir incisini ayrı bir usta bulmuş getirmiş.
Hem Floransa’ya, hem Dünyaya hediye etmiş.
Eğilip bir bir öperken incileri
Parmaklarına dokunuyor dudaklarım.
Şimdi gece yaklaşıyor
Nöbette bekliyor Davut!
Uzak bir yere bakıyor gözleri
Kim bilir belki Michelangolu’yu özlüyor…
Her bir incisini ayrı bir usta bulmuş getirmiş.
Hem Floransa’ya, hem Dünyaya hediye etmiş.
Eğilip bir bir öperken incileri
Parmaklarına dokunuyor dudaklarım.
Şimdi gece yaklaşıyor
Nöbette bekliyor Davut!
Uzak bir yere bakıyor gözleri
Kim bilir belki Michelangolu’yu özlüyor…
Meditatif
I-
Ressamın kaleminden akan ışık değil
Gösterdiği karanlık yaratıyor derinliği…
II-
Kaldırınca başımı gündüzün sevincine,
Dünyanın renklerine,
Yıldızların ışığına,
Ancak o zaman derinleştiğimi sanıyordum…
III-
Kapayınca gözlerini
Gördüğün karanlık
Kör bir kuyu da olabilir;
Veya derinliğini keşfettiğin bir coşkulu bahçe…
Nasıl bakarsan öyle…
16 Eylül 2010
Venedik
-I-
Eğer Dünya Tanrıça ise
Bir bebekti Venedik…
Annenin ıslak karnında
Huzurla yüzen…
-II-
Eğer gerçekse periler
Venedik sahneydi
Su ve ilham perilerinin dans ettiği
Ve hayaller gerçek…
-III-
Islak gece
Yakalar ince belinden
Gün boyu yorulmuş Venedik’i kucaklar.
Görür ve ıslanır yüreğim de,
Sevgilimin koynuna saklanırım.
15 Eylül 2010
Eğer Dünya Tanrıça ise
Bir bebekti Venedik…
Annenin ıslak karnında
Huzurla yüzen…
-II-
Eğer gerçekse periler
Venedik sahneydi
Su ve ilham perilerinin dans ettiği
Ve hayaller gerçek…
-III-
Islak gece
Yakalar ince belinden
Gün boyu yorulmuş Venedik’i kucaklar.
Görür ve ıslanır yüreğim de,
Sevgilimin koynuna saklanırım.
15 Eylül 2010
17 Ağustos 2010
Sevgi ve Yaratılış
Yürüyüşündeki heyecanı seyrediyorum oğlumun
İçime coşkusu doluyor…
Topladığı üzümleri yeme keyfini seyrediyorum oğlumun
Tadın minik dudaklarından yüreğine uzanan sevinci
Beni de sarıveriyor…
Uyurken seyrediyorum oğlumu
Kirpiklerin buluştuğu sevilesi sığınakta
Kıvrılıp küçücük olup uyumak istiyorum huzurla…
Yaradılış da bu hazdan mı feyzaldı acaba?
Hiçbir şey yoktu; bir minik özlem doğdu…
Sevmek ve sevilmek için
Yaradılışın nedeni de anlamı da bu oldu!
***
Sevmek ve sevilmek
için “var” olmak gerekiyordu!
Bunun bedelini ödüyor Dünya
Varoluşunun acı tatlı şarabıyla!
İçime coşkusu doluyor…
Topladığı üzümleri yeme keyfini seyrediyorum oğlumun
Tadın minik dudaklarından yüreğine uzanan sevinci
Beni de sarıveriyor…
Uyurken seyrediyorum oğlumu
Kirpiklerin buluştuğu sevilesi sığınakta
Kıvrılıp küçücük olup uyumak istiyorum huzurla…
Yaradılış da bu hazdan mı feyzaldı acaba?
Hiçbir şey yoktu; bir minik özlem doğdu…
Sevmek ve sevilmek için
Yaradılışın nedeni de anlamı da bu oldu!
***
Sevmek ve sevilmek
için “var” olmak gerekiyordu!
Bunun bedelini ödüyor Dünya
Varoluşunun acı tatlı şarabıyla!
Otohipnoz Üzerine
İnanç...
Büyülü bir anahtar...
Asla açmayı düşünmediğin kapıları açıveriyor…
Bir minik anda, sessiz bir kilit tıkırtısı sonunda
Açıldığı gibi kapanıveren kapıların ardında kalabiliyorsun…
Hala oradasın – sen sensin…
Ama hapissin,
Farkında değilsin!
Büyülü bir anahtar...
Asla açmayı düşünmediğin kapıları açıveriyor…
Bir minik anda, sessiz bir kilit tıkırtısı sonunda
Açıldığı gibi kapanıveren kapıların ardında kalabiliyorsun…
Hala oradasın – sen sensin…
Ama hapissin,
Farkında değilsin!
Özgürlük
Özgürleştiğini DÜŞÜNÜRSEN bir gün
Tekrar düşün
Sınırları var dünyanın!
***
Özgürleştiğini HİSSEDERSEN bir an
Tekrarı yok
Sarıl o ana ve kana kana yaşa!
***
Tekrar düşün
Sınırları var dünyanın!
***
Özgürleştiğini HİSSEDERSEN bir an
Tekrarı yok
Sarıl o ana ve kana kana yaşa!
***
9 Temmuz 2010
Bulut Mu Olsam?
Bulutlar geçiyor usul usul
Şehrin başını okşayarak…
Ama yetmiyor saçının erguvan kokusu
Bebeği gibi gördüğü şehri
Sevinçle kucaklamayı da arzuluyorlar…
Günün bu yorgun saatinde
İstanbul üzerinde dolaşan bulutlar
Şehre bakıp rüzgar rüzgar iç çekiyorlar…
Sevgilerini sunmanın yolunu arıyorlar…
Öyle üzgünler ki
Titrek sesleri duyuluyor:
“Bu tombul tombul halimizle,
Şehri nasıl kucaklayabiliriz ki,
Nasıl dokunabiliriz narin beline boğazın…” diyorlar.
Cesur biri çıkıyor aralarından ve gürüldeyerek sesleniyor:
“Damla damla karışalım
Yağmur halimiz aksın yaşama
Öpelim şehri, bir değil binlerce defa…”
Ve bir anda şimşek olup çakıyorlar akşama!
Bulutlar
Yağmak istediler fark edilmek için
Ve derinlemesine karışmak için yaşama…
Şehrin gündüzünde koşuşturanları da
Gecenin serinliğinde öpüşenleri de
Yağmur olup ıslak ıslak kucaklamak istediler…
Bulutlar şehri yaşamak için, yaşamdan vazgeçtiler…
II-
Bulutlar
Yağmak istiyorlar fark edilmek için
Ve kimi zaman
Uğuldayarak yağıyorlar
Tutkulu aşkın sonunda
Hem kendini
Hem sevdiğini
Yağmalayıp yok edebileceğini
Göremeyen bir toy delikanlı misali…
Şehrin başını okşayarak…
Ama yetmiyor saçının erguvan kokusu
Bebeği gibi gördüğü şehri
Sevinçle kucaklamayı da arzuluyorlar…
Günün bu yorgun saatinde
İstanbul üzerinde dolaşan bulutlar
Şehre bakıp rüzgar rüzgar iç çekiyorlar…
Sevgilerini sunmanın yolunu arıyorlar…
Öyle üzgünler ki
Titrek sesleri duyuluyor:
“Bu tombul tombul halimizle,
Şehri nasıl kucaklayabiliriz ki,
Nasıl dokunabiliriz narin beline boğazın…” diyorlar.
Cesur biri çıkıyor aralarından ve gürüldeyerek sesleniyor:
“Damla damla karışalım
Yağmur halimiz aksın yaşama
Öpelim şehri, bir değil binlerce defa…”
Ve bir anda şimşek olup çakıyorlar akşama!
Bulutlar
Yağmak istediler fark edilmek için
Ve derinlemesine karışmak için yaşama…
Şehrin gündüzünde koşuşturanları da
Gecenin serinliğinde öpüşenleri de
Yağmur olup ıslak ıslak kucaklamak istediler…
Bulutlar şehri yaşamak için, yaşamdan vazgeçtiler…
II-
Bulutlar
Yağmak istiyorlar fark edilmek için
Ve kimi zaman
Uğuldayarak yağıyorlar
Tutkulu aşkın sonunda
Hem kendini
Hem sevdiğini
Yağmalayıp yok edebileceğini
Göremeyen bir toy delikanlı misali…
29 Haziran 2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



