8 Kasım 2010

Nostalji - 3

BİR EZGİ


Notaların rüzgarıyla savaşarak yürüyoruz

Önce ‘do’ çarpıyor yüzüme

Dost acısı ritminde

Bir yerlerden: belki gözlerimden

Veya söylenildiği gibi gökyüzünden

Seyrediyor beni

Ve bir ‘si’ süzülüyor yanağımdan

Piyanonun ‘la’ tuşuna düşüyor.

Evsiz çocukların sesini duyuyorum

Yağmurun evlerden dışlanması gibi…

Yalnızlığın küçük ‘fa’ faslından

Büyük bir yıkıma uzanıyor şehir

Şehrimin insanını tanıyamıyorum

Yalnızlığımızın kör kuyusuna mı düştü

‘sol anahtarı’…

Paylaştıklarımızın kapalı kapısını

Ancak ‘re’nin kancası aralayacak:

Bir şarkı bağıracak adam

Yağmurun altında

Şimşek çakacak ortalık kararacak

Yalnızlığın küçük adam modelini

Açılan bir kapı çekecek içine

Ve orada asılacak yalnızlık

Güzellik makamında bir nota adına!

                                                      3 Ekim 99

2 Kasım 2010

TANIK

Oğlum

Ben tanık oldum,

Bu şiir de tanık olsun sana

Beş yaşında ve seksen yaşında da:

Yaşamın Neşesi Senin Sesinde,

Heyecanı Senin Bedeninde hayat bulur!



Oğlum!

Bu şiir tanık olsun sana

Beş yaşında ve seksen yaşında da:

Yaşamın Coşkusu her an parıldamakta

Gözlerinden içeride, gözlerinden etrafa!

02.11.2010

26 Ekim 2010

Şiirin İşi

Nice güzelim dostlar

“Şiir ile işim olmaz” diyorlar…


Oysa benim

Şiir peşimden koşar

Kimi zaman tenimi

Kimi zaman yüreğimi

Kanatır ve akar!


Belli ki

Herkese uymuyor

Şiirin oltası

Bir benim gibi balıkları

Tutuveriyor kancası…



26.10.2010

21 Ekim 2010

Davet

Ey Hayat!

Baş döndürücü yaldız kaleminden

Şiir şiir damıtılmak varken

Neden kan damlıyor gönüllerden…

Duygu ve düşünceler çarmıhında

Gerilişimiz, neden?



Ey Hayat!

Her bir can pırıltısını

Güneşe çeviren ayna olmak varken

Ürkek, naif ve kimi zaman hoyrat

Yansımalarımız neden?



Ey Hayat!

Ben damıtsam şimdi Seni…

Her dizede daha parlak,

Bahar gibi yumuşak,

Doğurur musun Şiirimizi…

Yeniden ve hemen şimdi…



21.10.2010

6 Ekim 2010

Buddha’nın Sızısı

Buddha,

Izdırabını duydu Dünyanın,

Ama kulaklarında değil asla:

Teninde…

Kanında…

Canında duydu,

Her bir insanı ve acısını…


Yaşayamadı, çözüm aradı;

Birine değil,

HER BİRİNE ilaç aradı!


Ve sonunda
Gözünde bir damla yaş,
Izdırabın yaşamın bir parçası olduğunu anladı…

Sonra buldu
Herkes icin çözüm yolunu:
Çekilivermek gerekiyordu
     “Kendi Yürek Sığınağına”…

***

Böylece,
Buddha’nın öğrencilerinin de

Herkes gibi

Savaşın ortasında kanadı bedeni,

Dostun bir sözüyle kırıldı kalbi…


Fakat her biri

Sığınmayı bildi “Kendi Yürek Sığınağına”:

Hiçbir afetin sarsamadığı

Bilinci her an kucaklamaya hazır “Gerçeklik Sığınağına”…


***

Durum bu iken
21.yüzyıl insanı

Buddha’yı yüzündeki

Huzurlu gülümseme ile tanıyor

Buddha icin

‘Dünyanın en rahat adamı’ diyor…

Kemikleri sızlamaz mı…



***




Gerçek SIĞINAK


Su kristali misali saydamsın,

Ve naif

Arındırıcısın

Ve sade…


Var isem içimdesin

Yok isem her yerdesin, her şeysin.

06.10.2010 (Hermenn Hesse'ye ve Siddhartha'ya selam olsun)

5 Ekim 2010

Sistem Köleleri miyiz yoksa Naif Sevgililer mi…

Bazen içimde kaynayıp taşıyor ruhum, yazıyor kalemim... “Beyaz Düşler Gezegeni” diye bir öykü yazmıştım bir ara. Bu "Yeni bir Dünya" idi... Temiz ve parlak, ışıklı ve ilham dolu bir Dünya… Herkesin güzellik ilhamları ile soluk aldığı ve bu sayede düşlediği her güzelliği anında yaratabildiği bir Dünya…

Yazı döküldü önce ve okuduktan sonra fark ettim ki, tek başına güzellik dolu olan ve acı ile ıstırap olmayan bir yaşam mümkün değil. Bu sadece insanın doğasına değil, yaşamın doğasına da ters…

Düzene uymamak ve onu degistirmeye çalışmak; daha iyisi kendi doğana uygun olanı bulmak, yüreğini keşfetmek ve onu yaşamak için çabalamak doğru ve hatta muhteşem. Fakat değişim ile erişilebilecek o en güzel ve özel nokta, başka değişle “Yeni Dünya” daim olamaz!
Yaşamın döngüsü gereği güzel olan şey önce yok olmak ve sonra yeniden güzelliğe doğru doğmak zorunda… Tek başına sonsuza kadar güzel bir Dünya, yaşamın dualite içeren zıtlığı, karşıtlar birliğini seven doğasına ters.
Dolayısıyla olumsuz şeyler yaşamak doğal, bu yaşamın bir parçası.

Buna paralel olarak, Dünyanın her anlamda bir Kış mevsimi yaşadığını hissediyorum. Kışı gittikçe daha ayaz olabilecek bir Kış yaşıyor… Yaz'ı da olacak bir Kış yaşıyor Dünya… Evet sonunda Kış Yaza dönecek ve işte o zaman adı Yeni Dünya olacak. Fakat o da sonsuza kadar sürmeyecek...

Bizler ise Kışın ortasında kalmışız. Tamamen rastlantısal olabilir. Veya yaşam, doğası gereği öğretmen olduğu için, bizlere bir seyler daha öğretmek istiyor olabilir. Veya Dünya bizi çok seviyor olabilir; bu zor döneminde yanına bizleri almış, kaderini paylaşalım, onun yükünü azaltalım diye…

Sonuçta etrafıma bakınca hissediyorum ve görüyorum ki insanlar, biz hepimiz “kapitalizmin veya sistemin kölesi olma konusunda” tek suçlu değiliz.

Dünya’nın Kışı’na ortağız.

Belki bu zor dönemde biz özellikle geldik, özellikle nüfus patlaması yaşattık;
Dünyayı sevgimizle saralım diye…

05.10.2010

21 Eylül 2010

Floransa

Tarihin inci gerdanlığını taşıyan bu şehre

Her bir incisini ayrı bir usta bulmuş getirmiş.

Hem Floransa’ya, hem Dünyaya hediye etmiş.

Eğilip bir bir öperken incileri

Parmaklarına dokunuyor dudaklarım.


Şimdi gece yaklaşıyor

Nöbette bekliyor Davut!

Uzak bir yere bakıyor gözleri

Kim bilir belki Michelangolu’yu özlüyor…

Meditatif

I-

Ressamın kaleminden akan ışık değil

Gösterdiği karanlık yaratıyor derinliği…



II-

Kaldırınca başımı gündüzün sevincine,

Dünyanın renklerine,

Yıldızların ışığına,

Ancak o zaman derinleştiğimi sanıyordum…



III-

Kapayınca gözlerini

Gördüğün karanlık

Kör bir kuyu da olabilir;

Veya derinliğini keşfettiğin bir coşkulu bahçe…

Nasıl bakarsan öyle…

16 Eylül 2010

Venedik

-I-

Eğer Dünya Tanrıça ise

Bir bebekti Venedik…

Annenin ıslak karnında

Huzurla yüzen…


-II-

Eğer gerçekse periler

Venedik sahneydi

Su ve ilham perilerinin dans ettiği

Ve hayaller gerçek…



-III-

Islak gece

Yakalar ince belinden

Gün boyu yorulmuş Venedik’i kucaklar.

Görür ve ıslanır yüreğim de,

Sevgilimin koynuna saklanırım.

15 Eylül 2010

17 Ağustos 2010

Sevgi ve Yaratılış

Yürüyüşündeki heyecanı seyrediyorum oğlumun

İçime coşkusu doluyor…


Topladığı üzümleri yeme keyfini seyrediyorum oğlumun

Tadın minik dudaklarından yüreğine uzanan sevinci

Beni de sarıveriyor…


Uyurken seyrediyorum oğlumu

Kirpiklerin buluştuğu sevilesi sığınakta

Kıvrılıp küçücük olup uyumak istiyorum huzurla…

Yaradılış da bu hazdan mı feyzaldı acaba?

Hiçbir şey yoktu; bir minik özlem doğdu…

Sevmek ve sevilmek için

Yaradılışın nedeni de anlamı da bu oldu!

***

Sevmek ve sevilmek

için “var” olmak gerekiyordu!

Bunun bedelini ödüyor Dünya

Varoluşunun acı tatlı şarabıyla!

Otohipnoz Üzerine

İnanç...

Büyülü bir anahtar...

Asla açmayı düşünmediğin kapıları açıveriyor…

Bir minik anda, sessiz bir kilit tıkırtısı sonunda
Açıldığı gibi kapanıveren kapıların ardında kalabiliyorsun…

Hala oradasın – sen sensin…

Ama hapissin,
Farkında değilsin!

Özgürlük

Özgürleştiğini DÜŞÜNÜRSEN bir gün

Tekrar düşün

Sınırları var dünyanın!

***

Özgürleştiğini HİSSEDERSEN bir an

Tekrarı yok

Sarıl o ana ve kana kana yaşa!

***

9 Temmuz 2010

Bulut Mu Olsam?

Bulutlar geçiyor usul usul

Şehrin başını okşayarak…

Ama yetmiyor saçının erguvan kokusu

Bebeği gibi gördüğü şehri

Sevinçle kucaklamayı da arzuluyorlar…


Günün bu yorgun saatinde

İstanbul üzerinde dolaşan bulutlar

Şehre bakıp rüzgar rüzgar iç çekiyorlar…

Sevgilerini sunmanın yolunu arıyorlar…


Öyle üzgünler ki

Titrek sesleri duyuluyor:

“Bu tombul tombul halimizle,

Şehri nasıl kucaklayabiliriz ki,

Nasıl dokunabiliriz narin beline boğazın…” diyorlar.


Cesur biri çıkıyor aralarından ve gürüldeyerek sesleniyor:

“Damla damla karışalım

Yağmur halimiz aksın yaşama

Öpelim şehri, bir değil binlerce defa…”

Ve bir anda şimşek olup çakıyorlar akşama!


Bulutlar

Yağmak istediler fark edilmek için

Ve derinlemesine karışmak için yaşama…

Şehrin gündüzünde koşuşturanları da

Gecenin serinliğinde öpüşenleri de

Yağmur olup ıslak ıslak kucaklamak istediler…


Bulutlar şehri yaşamak için, yaşamdan vazgeçtiler…



II-
Bulutlar

Yağmak istiyorlar fark edilmek için

Ve kimi zaman

Uğuldayarak yağıyorlar

Tutkulu aşkın sonunda

Hem kendini

Hem sevdiğini

Yağmalayıp yok edebileceğini

Göremeyen bir toy delikanlı misali…

29 Haziran 2010

...

Seni Seviyorum derken

İçim acıyor bazen

Seni benden ayrı gören

Aklıma şaşıyorum.

25 Mayıs 2010

Yaşam, ince bir çizgi

Bir yanda belirsizlik alevleri sıçrar ve yakar seni,

Diğer yanda coşturur soluğun mucizesi.


Sen ey dostum!

Sen düşünüp durdukça,

Ne var diye nehrin sağında ve solunda

Akar gider sular kendi duruluğunda…