10 Aralık 2013

Sessiz Şarkı



Yıldız yıldız kelimeler
Kozmos'u anlatamaz...
Sustu Şair
Şiir sustu
Aşk şarkısını
Kendi söyler oldu...
Sus ve dinle...

29 Ağustos 2013

I'M PEACE


Peace - our cosmic rule

Peace - our heart rule

Peace - our nature

How can we feel it

at any moment...




28 Ağustos 2013

Barış Yaşamın Doğası



Doğa öğretiyor barışı
Kozmostaki sonsuz döngü öğretiyor
Ve kalp atışından bedene yayılan ritim öğretiyor...

Barış yaşamın doğası!

ah insanlığın kaderini yönlendirenler
Doğanızı hissettirmenin yolu var mı...

16 Ağustos 2013

Bilim Sevgiyi Keşfediyor!


Doğuda ona ‘Bhakti’ diyorlar!
Her şeye yürekten bakıyorlar
Bütünlüğü, Birliği görüp
Her varlığı seviyorlar.

Ve batıda Kuantum Fiziğinde
Yürekleri kabartan bir şey fark ediyorlar:
Kozmos atomun içinde
Atom Kozmosun içinde: Hepsi Bir, her şey Bir!

Biliyorlar mı ki buna
Doğuda ‘Bhakti’ diyorlar!
Ve işte belki de
Bilim sevgiyi keşfediyor.

15 Temmuz 2013

It's like a Mexico wave
From Turkey to Brazil
In 2013
We are all dreaming together
to live in a peaceful world...
Hey universe!
Listen to us!
We want to live free
As you teach us...

İnsanlığın Sevgi Meşalesi

İsmimiz ne olsa da
Anne diye çağırırlar bizi
Belki bundandır
Gezinin acılı ana yüreklerinde atar kalbimiz
birlikte ağlarız orada ve birlikte susarız
dinleriz evreni
bir umut seslerini duyarız diye...

Ey Anne! Ey Kadın!
Binlerce yıllık insanlık tarihine inat
Yakabilir miyiz İnsanlığın Sevgi Meşalesini?
Başarabilir miyiz tam şimdi?

Öyle harlı ateşi olur ki aydınlatır yeri göğü
Değil savaşa, kimse cesaret edemez onun ışığında kine, öfkeye...
Kimse cesaret edemez barışın güzelliğini gölgelemeye
Sıçrayan korlar bile coşkuyla yanar durur kararmaz asla...

Söyle Anne!
Hatırlatabilir miyiz her ırktan, her dinden, her dilden çocuklarımıza,
Birinin diğerinden ayrı olmadığını
Herkesin Dünya Annenin yavruları olduğunu...

Yakabilir miyiz İnsanlığın Sevgi Meşalesini!
Artık zamanı gelmedi mi!


25 Mart 2013

Tagore'dan




Çöl kuşu olan kalbim, semalarını gözlerinde buldu.
Onlar sabahın beşiğidir, onlar yıldızların hükümdarlığıdır.
Onların derinliklerinde şarkılarım kaybolur.
O semalarda, o ıssız sonsuzluk içinde, bırak ne olur, kanat açıp yükseleyim.
Bırak ne olur, bulutlarını yarıp, güneşinin ışığında kanat açayım.

R.Tagore

8 Mart 2013

Hayalimce Varım



“ama hayaller
koklanamıyor,
duyulamıyor,
görülemiyor,
tadılamıyor,
dokunulamıyor tanrıçam.”
“Ya hayalleri sevmeyi denesek
Coşup kabarmaz mı yürekten
Duyuların ötesinden
Damla damla 
dünyaya...”

15 Şubat 2013

Rhythmic Attraction


I'm here to love
To embrace all beauty
If i could not cover all
my heart beat with all...

Ben O'yum


Ben sevmeye geldim bu gezegene
Hepsini almaya içime
Almak mümkün olamazsa
Evren ile yek olup bütünleşmeye...

28 Aralık 2012

ANKA ve Uzaylı Kaplumbağanın Hikayeleri


Seana ve Ejderha Uçurtması


Anka uzay gemisi ve Uzaylı Kaplumbağa bulutlar arasında süzülürken aynı zamanda şakalaşıp gökyüzüne dolu dolu kahkahalar fırlatıyorlardı. Bu eğlenceli hallerini gören kuşlar Anka’nın etrafında uçuşuyor ve onlara coşkulu ötüşlerle eşlik ediyorlardı.

Birden yanlarında diğerlerinden farklı görünen bir kuş belirdi. Kartala benzeyen bu kuş çok büyük olduğu için diğer bütün kuşların ürküp kaçışmasına neden oldu.

Uzaylı Kaplumbağa biraz daha dikkatli bakınca kuş görünümlü bu şeyin ipin ucuna takılı bir uçurtma olduğunu farketti. Anka ile birlikte ipi takip etmeye başladılar. Bir süre sonra yemyeşil kırların ortasında onlarca çocuğun beraberce uçurtmalar uçurduğunu gördüler. Çocuklardan biri koşarak ve heyecan içinde bağırarak kendilerine doğru geliyordu. Saçları rüzgarda dalgalanarak koşan bu kişi Seana idi!

Birbirlerini ne de çok özlemişlerdi... Seana ve Uzaylı Kaplumbağa sımsıkı kucaklaştılar.

Seana göklerde süzülen rengarenk uçurtmaları göstererek “Bak Uzaylı Kaplumbağa, biz uçurtma uçuruyoruz. Ne kadar güzel değil mi?” dedi.

“Harikasınız, ne güzel uçurtmalar yapmışsınız siz böyle!” diye yanıtladı Uzaylı Kaplumbağa.

Bir anda şaşırıverdi Seana, “Ama bunları biz yapmadık ki... Herkes kendi uçurtmasını kırtasiyeden veya oyuncakçıdan satın aldı.”

Uzaylı Kaplumbağanın yüzündeki gülümseme kocaman bir gülücüğe dönüştü: “Bir fikrim var Seana, hadi sizlerle birlikte uçurtmalar yapalım.”

“Ama ben hiç uçurtma yapmadım ki...” dedi, sesi umutsuzca çıkmıştı.

Üzülüp telaşlanmaya başlayan Seana’ya karşılık Uzaylı Kaplumbağa daha heyecanlı bir gülümseme ile bakıyordu dostunun gözlerine...

“Daha önce yapmış olman gerekmiyor, hayal etmen yeter Seana’cım. Hayal edebildiğin herşeyi başarabilirsin!”

Dostunun bu söylemi karşısında Seana çok sevindi ve coşkuyla bağırdı: “Haydi o zaman, yapalım!”

Bütün çocuklar toplandılar, Uzaylı Kaplumbağa Anka’dan çıkardığı uçurtma çıtaları ile rengarenk kağıtları ve ipleri çocuklara dağıttı. Önce renkli kağıdın uçurtma çıtası üzerine nasıl kaplanacağını anlattı. Sonra kuyruğu uçurtmanın arkasına takmanın denge için ne kadar önemli olduğunu uzun uzun ve detaylı detaylı açıkladı. En sonunda da iplerin uçurtmanın hangi noktalarına bağlanmasının uygun olacağını gösterdi.

Sonra da “Haydi çocuklar, şimdi uçurtmalarınızı hayal edin! Kim ne hayal ederse onu yapıyoruz!” diye haykırdı. Çocuklar zıplayıp sevinç çığlıkları attılar. Küçük bir kız çocuğu Uzaylı Kaplumbağanın yanına geldi ve uğurböceği şeklinde uçurtma yapmak istediğini söyledi. Birlikte kıpkırmızı renkli kağıttan kocaman bir gövde kestiler. Siyah ve büyük benekleri uğur böceğinin üzerine birbir yapıştırdılar. Önüne iki minik anten takıp bir de kuyruğu yapıştırınca çok sevimli bir uğur böceği ortaya çıktı. Küçük kız çok heyecanlandı, uçurtmaya ipleri de bağladıktan sonra ipinden tutarak hızla koşmaya başladı. Uğur böceği uçurtması, yüzünde sevimli gülümseme ile göklerde özgürce dolaşmaya başladı.

Diğer çocuklar da Uzaylı Kaplumbağa’nın yardımıyla uçurtmalar yaptılar. Uğurböceğinin yanısıra, uçak, martı, kaz, köpekbalığı, denizanası, araba, kelebek, gemi şeklinde çeşit çeşit ve rengarenk uçurtmalar yapmayı öğrendiler. Uçurtmasını tamamlayan her çocuk arkadaşları gibi çılgınca koşmaya başlıyor ve aynı zamanda uçurtması da gökyüzündeki renk cümbüşüne katılıyordu.

Sıra Seana’ya geldiğinde, Uzaylı Kaplumbağa nasıl bir uçurtma hayal ettiğini ona da sordu. Seana “Ejderha uçurtması!” deyince her ikisi de çok heyecanlandılar. Öncelikle iri başına göre minicik dişleri olan yeşil bir ejderha yapıp bunu çıtanın üzerine gerdiler. Seana tırtıklı kuyruğu yapmak için kağıdı makasla keserken iyice sabırsızlanmaya başlamıştı. Kuyruğunu takıp ipi de bağlayarak uçurtmayı tamamladılar. Seana sevinçle “Yaşasın! Hayal ettiğim ejderhayı birlikte yaptığımız için çok mutluyum! Çok teşekkür ederim.” Deyip kaplumbağanın boynuna sarıldı. Bir yandan da elindeki uçurtmayı heyecanla sallıyordu.

İşte tam o anda uçurtma elinden kaçıverdi ve ejderha uçurtması büyük bir hızla uçup bulutların arasında kayboluverdi. Seana çılgınca ağlamaya başladı, o kadar emek verdiği uçurtma bir anda parmaklarının arasından kayıp gidivermişti.

Uzaylı Kaplumbağa çevik bir hareketle Anka uzay gemisine bindi ve uçurtmaya doğru uçtu. Rüzgar olduğu için hızla sürüklenen uçurtmanın peşinden gitmek oldukça uzun zaman aldı. Uzaylı Kaplumbağa Seana’nın hala ağladığını düşünüp üzüldü. Bu düşüncenin etkisiyle Anka’nın hızını artırınca, ejderha uçurtmasını yakalamayı da başardılar.

Uçurtmayı yakalayıp Seana’nın olduğu yere geri döndüklerinde onu, kalan malzemelerden yeni bir ejderha uçurtması yaparken buldular. Uçurtmayı çabucak tamamlayıp Uzaylı Kaplumbağaya uzattı.

Uzaylı Kaplumbağa şaşkınlıkla Seana’ya baktı, çok teşekkür etti. Seana ”Anka’ya ve sana güvenim sonsuz Uzaylı Kaplumbağacım. Sizi uçurtmaya doğru uçarken gördüğümde, ejderhayı bana getireceğinize çok emindim. Hemen ağlamaktan vazgeçtim ve ben de size bir sürpriz hazırlayarak teşekkür etmek istedim!”
Seana ve Uzaylı Kaplumbağa Anka’ya bindiler. Ejderhalarını önce göklere, sonra da yıldızlara doğru  uçururken kahkahaları güneşi bile gülümsetiyordu.

13 Aralık 2012

Anka ve Seana'nın Maceraları

ANKA uzay gemisi yıldızlar arasında dolaşıyordu. Bir yıldızdan bir başkasına uçarken kanatlarından uçuşan rengarek ışıklar yıldızları gıdıklıyor ve gülümsetiyordu.

ANKA uzay gemisi aynı zamanda Uzaylı Kamplumbağa’nın eviydi. Uzaylı Kamlumbağa uçmayı ve parıldayan yıldızları çok severdi.
Bir zaman Uzaylı Kaplumbağa Dünya’nın yanından geçiyordu. Yıldızlar gibi parıldamadığı halde Dünya çok güzel ve sevimli görünüyordu.
Kendi bir yıldız olmadığı halde bu kadar sevgi dolu görünen Dünya’yı merak eden Uzaylı Kaplumbağa Dünya’ya gitmeye karar verdi. Anka’dan Dünya’ya gitmelerini rica etti. Böylece Anka uzay gemisi rotasını Dünya’nın göklerine çevirdi.
ANKA uzay gemisi yıldız gibi kayarak yeryüzüne indi. İndiği yer minik Seana’nın evinin balkonuydu.
Seana Anka’yı görünce çok heyecanlandı, hiç böyle sevimli ve güzel birşey görmemişti. Uzaylı kaplumbağa içinden çıktı ve kocaman gülümseyerek Seana’ya baktı, “Dünya’da ne güzel çocuklar var, demek güzelliği ondan...” diye düşündü.
“Merhaba sevimli arkadaşım”
“Merhaba” dedi Seana, “Bugün benim doğumgünüm, doğumgünümü birlikte kutlayabilir miyiz?”
“Evet, elbette doğum gününü birlikte kutlarsak çok sevinirim.” Diye yanıtladı uzaylı kaplumbağa.
“Keşke benim doğum günüme yunus balığı, dinazor ve ejderha da katılabilseydi...”
Çok şaşırdı Uzaylı Kaplumbağa “İstersen uzay gemisiyle gidip onları getirebiliriz!”
Bu fikre çok sevinen Seana ve Uzaylı Kaplumbağa birlikte uzay gemisine bindiler.
Anka onları koca okyanusun ortasına indirdi. Uzaylı kaplumbağa ile Seana geminin üzerine çıktılar ve etrafı seyredaldılar. Okyanus öyle büyük, öyle derin görünüyordu ki içleri huzur doldu.
Tam etrafta hiçkimsenin olmadığını düşünüyorlardı ki, bir yunus üzerinde minik bebek yunusla zıplaya zıplaya onlara doğru yaklaştı.
Yunuslara “Merhaba” dediler.
“Merhaba” diye yanıtlayan anne yunus balığı bir taraftan yükselip suyun üstünde atlamaya ve bebeğini eğlendirmeye devam ediyordu.
Seana “Bugün benim doğum günüm, bizimle birlikte kutlamak ister misiniz?” diye sordu.
Hep bir ağızdan “Elbette!”diye bağırdılar.
Yunuslar içinde kocaman renkli bir akvaryum olan Anka’nın içine girdiler. Anne yunus bebeği ile oynamaya devam ederken Uzaylı Kaplumbağa ve Seana Anka’nın birbirlerine bakıp kucaklaştılar ve Anka’dan dinazorlar çağına gitmesini istediler.
Dinazor Çağı’nda kah uzun boylu, kah kısacık boylu, kah uçan kah koşan, kah yemek yiyen kah oynayan birçok dinazor vardı.
Dinazorlardan biri ile arkadaş oldular. Birlikte koştular, oyunlar oynadılar, ona ellerinden ot yedirdiler. Hem Seana ve hem de Uzaylı Kaplumbağa onu çok sevdi. Bu sırada ağacın arkasında saklanıp onları hayranlıkla seyreden minik ejderhayı farketmediler.
Seana “Bugün benim doğum günüm, bizimle birlikte kutlamak ister misin?” diye sordu.
Dinazor coşkuyla “Elbette!”diye haykırdı.

Dinazor ülkesinden ayrılmak üzere iken bir ağacın arkasına saklanmış minik ejderha peşlerinden koşup onlara yetişti, “Hey çocuklar, ben de sizinle gelip doğum günü kutlamasına katılabilir miyim? Ben de sizinle oynamak istiyorum.”
Uzaylı kaplumbağa, Seana, dinazor, yunuslar hep birlikte ve sevinçle “Elbette!” diye bağırdılar.
Birlikte çok büyük bir pasta hazırladılar. Seana yumurtaları kırdı, yunuslar şekeri, unu, sütü ve diğer tüm malzemeleri kattı, uzaylı kaplumbağa malzemeleri çırptı, ejderha ağzından çıkan kocaman bir alevle pastayı pişirdi. Dinazor ise pastaya mumları dizdi.
İşte pasta hazırdı!
Ejderha ağzından çıkan minik alevlerle bu defa pastanın mumlarını yakıverdi.
Sonra hep beraber şarkı söyleyip bağırmaya başladılar: “İyi ki doğdun Seana! İyi doğdun Seana! İyi ki doğdun, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun Seana!” ve şarkı bitince el çırpmaya yerlerinde hoplamaya ve dans etmeye başladılar.
Seana çok mutluydu, “İyi ki varsınız dostlarım, siz dostlarım doğum günümün en değerli hediyelerisiniz!” dedi ve dostlarıyla kucaklaştı.
Uzaylı kaplumbağa bir sürprizleri daha olduğunu söyleyerek Anka’dan yıldızlara uçmasını rica etti. Anka uzay gemisi yıldızlar arasında gezerken Seana, ejderha, dinazor ve yunuslar yıldızların ve kozmosun güzelliğini seyredaldılar.
Ertesi sabah Seana sıcacık yatağında uyandı ve “teşekkür ederim uzaylı kaplumbağa, teşekkür ederim Anka, teşekkür ederim dostlarım, bana harika bir doğum günü yaşattınız! İyi ki vardınız!” diyerek gülümsedi.
Soul doesn't need to speak load...
Soul speaks only to the heart...
That's why we can hear him only from our heart...

Listen to your soul from your heart,
for that it's enough to become silent...