1 Aralık 2010



Nimet'in renkli gönlüne selam olsun!

26 Kasım 2010

Yağmur Yağıyor



Doğarken bakir eser

Sanatçıyı sarhoş eder…

Ve dikkatle seyreder İlham

İçine çeker her bir anı

Yutar devrilen her damlayı…


Filmin sonunda adam

Sağanakta sırılsıklam,

İçmekten sarhoş olmuş İlham

Ve ortada bir bebek

Bağırarak ağlar.



Yıllar

Zamana bırak diyorsun…

Yılların hep aynı monotonlukla doğup

Hep aynı yoldan geçme

Ve hep aynı sıradanlıkla ölme

Ve ardı ardına öylece dizilme yetenekleri var.

Bunu unutuyorsun.

Ağaç

Bir ağaç olsaydım

Hep aynı toprağın kokusu

Hep aynı mekanın tozu

Beni de ırgalamaz mıydı ki…


Ben de ağaç gibi

Coşkuyla büyümenin

Serpilmenin görkemini

Zamanla dostane yaşayabilir miydim?


Bir ağacın özgürlüğünü paylaşabilir miyim ki…

23 Kasım 2010

Rodin’in Beethoven’ı Üzerine


Dolaşır Beethoven’ın yüzünde

İçindeki güneşin titrek

Ve yakıcı elleri...

‘Yarat, yarat!’ diye gürler…


Onlarca yüzyıl öteye

Sıçrayan minik kıvılcım

Rodinin avuçlarında çakar…

‘Yarat, yarat!’ diye inler…


Ve doğar heykel:

Gösterir serpilişi,

En yüce eserleri

Harlayan yaratıcılığı sergiler…

10 Kasım 2010

Tiyatrocunun Haykırışı

Perdeleri kapıyor gün

Geceye dönüyor sahne…

Oyun asla durmuyor.

Dünyanın Yıldızları

Sonsuza bakar gecenin penceresi

Bir yıldız solur hızlıca, naiftir nefesi…

Bilirim, bu noktacık yıldız güneşten iri…

Ama kendi bilmez değerini.


Dünyaya bakar Kozmosun bir penceresi

İnsanoğlu solur üzerinde, sessizdir nefesi…

Nokta nokta gönüller pırıldar yıldız gibi…

Ama unutur çoğu zaman kendi kıymetini…

8 Kasım 2010

Nostalji -1

Gökyüzü sevinç

Bir o kadar sonsuz

Sonsuzluk huzur

Bir o kadar karanlık

Karanlık gece güzel

Yalnızken bir o kadar karanlık…

                             İlk şiirim – sene 1996, yaş 16

Nostalji – 2

KALANLARIN ÇAĞRISI


Yazın ortasında

Duygular mı erimiş şehrimde?

Dağın kucağındaki denizim

Niye öpmüyorsun kıyısından insanımı?


Bakma sen insanın insana yaptığına

Buhranlı şehrin taze kül parıltılarını seçemeyen,

Çığlıklarını duyamayan Dünyanın

Saracak yerde sarsan dostların

Ve sevgililerin

Böyle unutup gitmeye bir sebebi varmış…


Birbirlerinin kafasına basarak

Dünyadan uzaya en üstten bakmaya çalışan

Bu akıllı ve bencil yaratıkların görmek istediği

Yalnız, zengin ve en son ölmekse

Sir Newton’un cevabı kesin:

En dıştaki önce savruluyor!


Kısaca Denizim işte bu yüzden diyorum ki;

Sen yine de bize olan sabrını

Coşmadan gösterme!

                                1998

Nostalji - 3

BİR EZGİ


Notaların rüzgarıyla savaşarak yürüyoruz

Önce ‘do’ çarpıyor yüzüme

Dost acısı ritminde

Bir yerlerden: belki gözlerimden

Veya söylenildiği gibi gökyüzünden

Seyrediyor beni

Ve bir ‘si’ süzülüyor yanağımdan

Piyanonun ‘la’ tuşuna düşüyor.

Evsiz çocukların sesini duyuyorum

Yağmurun evlerden dışlanması gibi…

Yalnızlığın küçük ‘fa’ faslından

Büyük bir yıkıma uzanıyor şehir

Şehrimin insanını tanıyamıyorum

Yalnızlığımızın kör kuyusuna mı düştü

‘sol anahtarı’…

Paylaştıklarımızın kapalı kapısını

Ancak ‘re’nin kancası aralayacak:

Bir şarkı bağıracak adam

Yağmurun altında

Şimşek çakacak ortalık kararacak

Yalnızlığın küçük adam modelini

Açılan bir kapı çekecek içine

Ve orada asılacak yalnızlık

Güzellik makamında bir nota adına!

                                                      3 Ekim 99

2 Kasım 2010

TANIK

Oğlum

Ben tanık oldum,

Bu şiir de tanık olsun sana

Beş yaşında ve seksen yaşında da:

Yaşamın Neşesi Senin Sesinde,

Heyecanı Senin Bedeninde hayat bulur!



Oğlum!

Bu şiir tanık olsun sana

Beş yaşında ve seksen yaşında da:

Yaşamın Coşkusu her an parıldamakta

Gözlerinden içeride, gözlerinden etrafa!

02.11.2010

26 Ekim 2010

Şiirin İşi

Nice güzelim dostlar

“Şiir ile işim olmaz” diyorlar…


Oysa benim

Şiir peşimden koşar

Kimi zaman tenimi

Kimi zaman yüreğimi

Kanatır ve akar!


Belli ki

Herkese uymuyor

Şiirin oltası

Bir benim gibi balıkları

Tutuveriyor kancası…



26.10.2010

21 Ekim 2010

Davet

Ey Hayat!

Baş döndürücü yaldız kaleminden

Şiir şiir damıtılmak varken

Neden kan damlıyor gönüllerden…

Duygu ve düşünceler çarmıhında

Gerilişimiz, neden?



Ey Hayat!

Her bir can pırıltısını

Güneşe çeviren ayna olmak varken

Ürkek, naif ve kimi zaman hoyrat

Yansımalarımız neden?



Ey Hayat!

Ben damıtsam şimdi Seni…

Her dizede daha parlak,

Bahar gibi yumuşak,

Doğurur musun Şiirimizi…

Yeniden ve hemen şimdi…



21.10.2010

6 Ekim 2010

Buddha’nın Sızısı

Buddha,

Izdırabını duydu Dünyanın,

Ama kulaklarında değil asla:

Teninde…

Kanında…

Canında duydu,

Her bir insanı ve acısını…


Yaşayamadı, çözüm aradı;

Birine değil,

HER BİRİNE ilaç aradı!


Ve sonunda
Gözünde bir damla yaş,
Izdırabın yaşamın bir parçası olduğunu anladı…

Sonra buldu
Herkes icin çözüm yolunu:
Çekilivermek gerekiyordu
     “Kendi Yürek Sığınağına”…

***

Böylece,
Buddha’nın öğrencilerinin de

Herkes gibi

Savaşın ortasında kanadı bedeni,

Dostun bir sözüyle kırıldı kalbi…


Fakat her biri

Sığınmayı bildi “Kendi Yürek Sığınağına”:

Hiçbir afetin sarsamadığı

Bilinci her an kucaklamaya hazır “Gerçeklik Sığınağına”…


***

Durum bu iken
21.yüzyıl insanı

Buddha’yı yüzündeki

Huzurlu gülümseme ile tanıyor

Buddha icin

‘Dünyanın en rahat adamı’ diyor…

Kemikleri sızlamaz mı…



***




Gerçek SIĞINAK


Su kristali misali saydamsın,

Ve naif

Arındırıcısın

Ve sade…


Var isem içimdesin

Yok isem her yerdesin, her şeysin.

06.10.2010 (Hermenn Hesse'ye ve Siddhartha'ya selam olsun)

5 Ekim 2010

Sistem Köleleri miyiz yoksa Naif Sevgililer mi…

Bazen içimde kaynayıp taşıyor ruhum, yazıyor kalemim... “Beyaz Düşler Gezegeni” diye bir öykü yazmıştım bir ara. Bu "Yeni bir Dünya" idi... Temiz ve parlak, ışıklı ve ilham dolu bir Dünya… Herkesin güzellik ilhamları ile soluk aldığı ve bu sayede düşlediği her güzelliği anında yaratabildiği bir Dünya…

Yazı döküldü önce ve okuduktan sonra fark ettim ki, tek başına güzellik dolu olan ve acı ile ıstırap olmayan bir yaşam mümkün değil. Bu sadece insanın doğasına değil, yaşamın doğasına da ters…

Düzene uymamak ve onu degistirmeye çalışmak; daha iyisi kendi doğana uygun olanı bulmak, yüreğini keşfetmek ve onu yaşamak için çabalamak doğru ve hatta muhteşem. Fakat değişim ile erişilebilecek o en güzel ve özel nokta, başka değişle “Yeni Dünya” daim olamaz!
Yaşamın döngüsü gereği güzel olan şey önce yok olmak ve sonra yeniden güzelliğe doğru doğmak zorunda… Tek başına sonsuza kadar güzel bir Dünya, yaşamın dualite içeren zıtlığı, karşıtlar birliğini seven doğasına ters.
Dolayısıyla olumsuz şeyler yaşamak doğal, bu yaşamın bir parçası.

Buna paralel olarak, Dünyanın her anlamda bir Kış mevsimi yaşadığını hissediyorum. Kışı gittikçe daha ayaz olabilecek bir Kış yaşıyor… Yaz'ı da olacak bir Kış yaşıyor Dünya… Evet sonunda Kış Yaza dönecek ve işte o zaman adı Yeni Dünya olacak. Fakat o da sonsuza kadar sürmeyecek...

Bizler ise Kışın ortasında kalmışız. Tamamen rastlantısal olabilir. Veya yaşam, doğası gereği öğretmen olduğu için, bizlere bir seyler daha öğretmek istiyor olabilir. Veya Dünya bizi çok seviyor olabilir; bu zor döneminde yanına bizleri almış, kaderini paylaşalım, onun yükünü azaltalım diye…

Sonuçta etrafıma bakınca hissediyorum ve görüyorum ki insanlar, biz hepimiz “kapitalizmin veya sistemin kölesi olma konusunda” tek suçlu değiliz.

Dünya’nın Kışı’na ortağız.

Belki bu zor dönemde biz özellikle geldik, özellikle nüfus patlaması yaşattık;
Dünyayı sevgimizle saralım diye…

05.10.2010