Şiirsizlik
Dolaşıyor aramızda
Can yakıyor her adımda
Yaşamı çekip sürüklüyor…
Şiirsizlik
Kapıyor kapıları
Kurutuyor gözyaşları
Duyulmuyor anın ne rengi, ne de sesi…
Gel şiirim
Uyan ve yak yüreğimi
Her saniyenin coşkun boşluğu
Uzanıp öpsün beni…
13 Nisan 2011
8 Nisan 2011
iyi ki doğdun...
Renk, ışıl ışıl yaşar gözlerinde
Ten, her an yek olur seninle
Ses, melodini söyler göklerde
Gök duyar ve öper titrek yüreğini…
Kıskanır sevgilim
Renk, ten, ses ve gök kıskanır beni
Yaşayamaz hiçbiri
Seni ben gibi…
04.04.2011
Ten, her an yek olur seninle
Ses, melodini söyler göklerde
Gök duyar ve öper titrek yüreğini…
Kıskanır sevgilim
Renk, ten, ses ve gök kıskanır beni
Yaşayamaz hiçbiri
Seni ben gibi…
04.04.2011
17 Mart 2011
NİNEMİN MASALLARI
Perilerin Sevgilisi
İstanbul Perisi…
Bak serpiyor üzerimize karları ince ince,
Dualar okuyor usul usul:
“Korusun, kollasın doğa her bir canı,
Sevsin, sevinsin şehrin çocukları,
Pamuk pamuk karla çözülüversin yürekler…”
Binbir gece Prensesi
İstanbul Perisi…
Sen ne de çok seversin bizleri
Sade gülümseyişin duyulur bazen
Masalların ötesinden…
Ninemin sesinden…
İstanbul Perisi…
Bak serpiyor üzerimize karları ince ince,
Dualar okuyor usul usul:
“Korusun, kollasın doğa her bir canı,
Sevsin, sevinsin şehrin çocukları,
Pamuk pamuk karla çözülüversin yürekler…”
Binbir gece Prensesi
İstanbul Perisi…
Sen ne de çok seversin bizleri
Sade gülümseyişin duyulur bazen
Masalların ötesinden…
Ninemin sesinden…
7 Şubat 2011
SESSİZ BULUŞMA
Yaşam sahnesinde tanımaya çalışıyorsun beni
Oysa ben burada sade bir oyuncuyum...
Çiçeklerin renklerinde arıyorsun beni
Oysa benim yapraklarım rengarenk…
Kelimelerin arasından görmeye çalışıyorsun beni
Oysa benim ana dilim sessizlik…
Oysa ben burada sade bir oyuncuyum...
Çiçeklerin renklerinde arıyorsun beni
Oysa benim yapraklarım rengarenk…
Kelimelerin arasından görmeye çalışıyorsun beni
Oysa benim ana dilim sessizlik…
2 Şubat 2011
IŞILDIYOR BENGİ İSTANBUL EZGİSİ
Bir derin soluk alıyor İstanbul
Süzülüşünü hissediyor tüm bedeninde…
Hayat doluyor en kuytu köşelerine,
Tepelerinde yapraklar oynuyor.
Boğazı dolduran nefesi,
Uzanıyor binlerce yılın üzerine!
Çocukları gibi her birini
Sevip okşuyor sevinçle…
Geçmiş, gelecek ve şimdi
Hep beraber uyanıyor!
Seven, sevilen gözlerde
Her bir sevda pırıldıyor.
Çağların kucağında: görkemli orkestra!
İki şefi ayakta boğazda…
Dünyayı ve Kozmosu bile
Coşturuyor müziğiyle.
İstanbul melodisi,
Yüreklerin Parlak Liriği!
Dolduruyor ebediyeti,
Tek bir solukta!
Kasım-2010
Süzülüşünü hissediyor tüm bedeninde…
Hayat doluyor en kuytu köşelerine,
Tepelerinde yapraklar oynuyor.
Boğazı dolduran nefesi,
Uzanıyor binlerce yılın üzerine!
Çocukları gibi her birini
Sevip okşuyor sevinçle…
Geçmiş, gelecek ve şimdi
Hep beraber uyanıyor!
Seven, sevilen gözlerde
Her bir sevda pırıldıyor.
Çağların kucağında: görkemli orkestra!
İki şefi ayakta boğazda…
Dünyayı ve Kozmosu bile
Coşturuyor müziğiyle.
İstanbul melodisi,
Yüreklerin Parlak Liriği!
Dolduruyor ebediyeti,
Tek bir solukta!
Kasım-2010
14 Ocak 2011
Akşam Güneşi Balatı
Bir turuncu top batar
Denizin gönlüne
Bir turuncu top doğar
Dağların zihnine…
Bir turuncu top
Gülümseyerek gelir geçer…
Çıkıp bakmak lazım ona
Karşılıklı Kozmosta
O bir çocuğun elinden kaçan
Oyuncak değil asla…
O yaşamdan çiçek çiçek
Fışkıran bengisu…
O Can’ımın Coşkusunu
Her gün yeniden doğuran
Her an hatırlatan
Güneştir
Güne eş…
Denizin gönlüne
Bir turuncu top doğar
Dağların zihnine…
Bir turuncu top
Gülümseyerek gelir geçer…
Çıkıp bakmak lazım ona
Karşılıklı Kozmosta
O bir çocuğun elinden kaçan
Oyuncak değil asla…
O yaşamdan çiçek çiçek
Fışkıran bengisu…
O Can’ımın Coşkusunu
Her gün yeniden doğuran
Her an hatırlatan
Güneştir
Güne eş…
6 Ocak 2011
Yaşamın Üzerine Doğuyor Bebek
Bir bebek doğuyor bugün
Saf, meraklı, ışıl ışıl zihniyle…
Bir bebek doğuyor bugün
Yeni yaşım ebe…
Sağanak iniyor yılların üzerine
Bebeğin gözyaşları eşliğinde
Yaşanmışlıklar umutla bakıyor
Ufukta doğan bu görkemli güneşe…
***
Her doğum günümüzde yeniden doğalım! Yeniden coşalım! Yeniden ak pak olsun zihinler, gönüller… Dünya ancak kendiliğimiz güzelleşince iyileşecek…
Saf, meraklı, ışıl ışıl zihniyle…
Bir bebek doğuyor bugün
Yeni yaşım ebe…
Sağanak iniyor yılların üzerine
Bebeğin gözyaşları eşliğinde
Yaşanmışlıklar umutla bakıyor
Ufukta doğan bu görkemli güneşe…
***
Her doğum günümüzde yeniden doğalım! Yeniden coşalım! Yeniden ak pak olsun zihinler, gönüller… Dünya ancak kendiliğimiz güzelleşince iyileşecek…
31 Aralık 2010
Bebek Kokuludur Başlangıçlar
Soluk soluğa koşuyor hep günler
Tatlı ümitler vadeden
Doğan seneye doğru…
* * *
Doğuyor güneşin bebeği
Şahlanıyor yeni yılın ışınları!
Yarın kucağımızda olacak
Saf, taze ve parlak umutlar var!
27 Aralık 2010
Kahkahalı Şiir
Bu koca İstanbul
Kahkahalar fırlattı art arda
Titredi tüm ses telleri boğazın
Kaçıştı ilhamlarım…
Ah benim şair başım
Anladım bolca esprilerin, gülücüklerin
Neden uzak durduğunu senden:
Sade ortalık ıssızken
Kalkıyor düşler şaha…
Kahkahalar fırlattı art arda
Titredi tüm ses telleri boğazın
Kaçıştı ilhamlarım…
Ah benim şair başım
Anladım bolca esprilerin, gülücüklerin
Neden uzak durduğunu senden:
Sade ortalık ıssızken
Kalkıyor düşler şaha…
24 Aralık 2010
Kahraman Kadın Olmak... Bölüm 4 - Dağcılık
JUNKO TABEI
Junko Tabei (23 Mayıs 1939 - ), Japonya’da doğmuştur. Dünyanın en yüksek doruğu olan Himalaya Dağlarında Everest Tepesi’ne (8848 metre) ulaşan ilk kadın dağcıdır.
İlk dağ tırmanışını, henüz 10 yaşında iken öğretmeni ile yapmıştır. Bu deneyim tüm hayatını değiştirir. Showa Kadın Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Dağcılık Kulubüne katılır. 1969 yılında Japonya’da Kadın Dağcılık Klubünü kurar. Fuji Dağının zirvesi (3776 metre) gibi Japonya’nın en yüksek doruklarına eşi ile birlikte tırmanmıştır.
Junko, Avrupa’da Alp Dağlarının zorluğu ile en çok tanınmış zirvelerinden biri olan, İsviçre ile İtalya sınırında yer alan Matterhorn Dağına da tırmanmıştır. Cervino – Le Cervin – Mont Cervin isimleriyle de bilinen bu dik dağ 4478 metre yüksekliğindedir. Junko Tabei, 1972 senesinde Japonya’da en çok tanınan dağcıdır.
Japonya’da (Yomiuri gazetesi ile Nihon Televizyon tarafından) düzenlenen bir yarışmada, Everest Tepesi’ne yollanmak üzere bir kadın dağcı grubu seçilmek istenir. Bin kişiden fazla kadının katıldığı elemelerden, içinde Junko’nun da olduğu 15 kadın seçilir. Yoğun ve güç bir eğitimin ardından 1975 senesinin başlarında, Eliko Hisano liderliğindeki takım yola çıkar. Mayıs ayında Everest’e tırmanırken 6300 metrede kamp kurarlar, ancak aniden bir çığ kamplarına düşer. Çığ nedeniyle, birçok kadın kar altında kalır. Junko Tabei, rehberi Sherpa onu uyandırana kadar toplam 6 dakika kadar bilincini kaybeder. Kendine geldiğinde bu yaşanan sarsıntıya rağmen tırmanışa devam eder ve rehberi Sherpa Ang Tsering ile birlikte, 16 Mayıs 1975 tarihinde zirveye ulaşır. Böylece, Everest’in zirvesine insan ayağı değdikten 22 yıl sonra, bu defa kadın ayağı değmiş olur.
1976 senesinde, Junko Tabei, Yedi Kıtanın En Yüksek Zirvelerini (Seven Summits – Yedi Tepeler) tamamlayan ilk kadın dağcı olmuştur. Bu zirveler Asya – Nepal’de Himalaya Sıradağları üzerinde Everest Zirvesi (8848 metre); Güney Amerika – Arjantin’de Andlar Sıradağları üzerinde Aconcagua Zirvesi (6962 metre); Kuzey Amerika – Alaska’da McKinley Zirvesi (6194 metre); Afrika – Tanzanya’da Klimanjaro Zirvesi (5895 metre); Avrupa – Rusya’da Kafkas Sıradağları üzerinde Elbrus Zirvesi (5642 metre); Antartika’da Sentinel Bölgesinde Vinson Zirvesi (4892 metre); Avustralya ve Okyanusya – Endonezya’da Sudirman Bölgesinde Puncak Jaya (Carstensz Piramidi) Zirvesidir (4884 metre).
WANDA RUTKIEWICZ
Wanda Rutkiewicz (4 Şubat 1943 – 12 Mayıs 1992), Polonya’da doğmuştur. Dünyanın en iyi kadın dağcıları arasındadır. Wanda, Polonyalı ilk kadın dağcıdır ve uzun yıllar Polonyalı tek kadın dağcı olmuştur. Wanda Rutkiewicz, Dünyanın en yüksek ikinci zirvesi olan, Karakurum dağları üzerinde bulunan K2 (Chogori) zirvesine (8611 metre) tırmanmayı ve oradan dönmeyi başaran ilk kadındır.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Sovyetler Birliği’nin Polonya’nın doğu tarafını istilası nedeniyle ailesi Polonyanın batısına, Wroclaw’a taşınmıştır. Wanda, Wroclaw Üniversitesi’nde Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur.
Rutkiewicz, 16 Ekim 1978 tarihinde Dünyanın en yüksek zirvesine - Everest Tepesine ulaşmıştır. Everest zirvesine ulaşan üçüncü kadın dağcı olmakla beraber, zirveye ulaşan ilk Avrupalı kadın dağcıdır.
1986 senesinde Dünya’da en yüksek ikinci zirve olan K2’ye ulaşan ilk kadın olmayı başarmıştır. Karakurum dağları üzerindeki K2 zirvesi, aşırı dikliği ve yoğun buzulu nedeniyle dağcılar için en zor tırmanılan dağdır. Son otuz yıl içinde, 100’den fazla kadın dağcı Everest’e tırmanmıştır, ancak bugüne kadar sadece 5 kadın K2 zirvesine ulaşmayı başarmıştır. Wanda Rutkiewicz K2 zirvesine ulaşan ve başarıyla zirveden dönen ilk kadın olmuştur. Farklı zamanlarda K2 zirvesine ulaşmayı başaran diğer 4 kadın dağcının herbiri, dağdan iniş sırasında yaşamını yitirmiştir.
Wanda, Kangchenjunga dağına tırmanışı sırasında, 1992 senesinde dünyadan ayrılmıştır.
GINETTE HARRISON
Ginette Harrison (28 Şubat 1958 – 24 Ekim 1999), İngiliz profesyonel dağcıdır. Dünyanın en yüksek zirvelerinden üçüncüsü olan Himalayaların zirvesi – Kangchenjunga’ya (8598 metre-Hindistan'da kutsal bilinen bir zirvedir) ulaşan ilk kadın dağcıdır.
Ginette’in dağcılık sevgisi küçük yaşta başlar ve 15 yaşına geldiğinde keskin kaya tırmanışları ile ünlüdür. Bristol Üniversitesi’ne gittiğinde dağcılık ile ilgilenmeye devam eder. Bu Üniversiteside tıp öğrenimini tamamladıktan sonra, “Yüksek Dağlarda İnsan Sağlığı” konusunda uzmanlaşır. 25 yaşında iken, Kuzey Amerika’nın en yüksek dağı olan Denali Milli Parkı’ndaki McKinley’ye (6193 metre) tırmanır. Bu tırmanış, Ginette’in dünyanın en yüksek tepelerine tırmanış serisinin ilki olmuştur. Diğer tırmandığı zirveler arasında 7 Ekim 1993 tarihinde ulaştığı Everest vardır. Böylece Everest tepesine ulaşan ikinci İngiliz kadın dağcı olmuştur.
Ginette’in en ünlü tırmanışı, 18 Mayıs 1998 yılında Dünyanın en yüksek 3 doruğundan birine sahip Kangchenjunga’ya tırmanışıdır. Böylece Ginette, Kangchenjunga dağının doruğuna ulaşan ilk kadın dağcı olmuştur. Tırmanış için, dikey buzul yollar içeren, kıvrımlı en zor yollardan biri olan ve potansiyel tehlikeler taşıyan Çek Yolunu (Czech Route) seçmiştir.
1999 senesinde Dhaulagiri dağına tırmanırken oluşan bir çığda hayatını kaybetmiştir.
Junko Tabei (23 Mayıs 1939 - ), Japonya’da doğmuştur. Dünyanın en yüksek doruğu olan Himalaya Dağlarında Everest Tepesi’ne (8848 metre) ulaşan ilk kadın dağcıdır.
İlk dağ tırmanışını, henüz 10 yaşında iken öğretmeni ile yapmıştır. Bu deneyim tüm hayatını değiştirir. Showa Kadın Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Dağcılık Kulubüne katılır. 1969 yılında Japonya’da Kadın Dağcılık Klubünü kurar. Fuji Dağının zirvesi (3776 metre) gibi Japonya’nın en yüksek doruklarına eşi ile birlikte tırmanmıştır.
Junko, Avrupa’da Alp Dağlarının zorluğu ile en çok tanınmış zirvelerinden biri olan, İsviçre ile İtalya sınırında yer alan Matterhorn Dağına da tırmanmıştır. Cervino – Le Cervin – Mont Cervin isimleriyle de bilinen bu dik dağ 4478 metre yüksekliğindedir. Junko Tabei, 1972 senesinde Japonya’da en çok tanınan dağcıdır.
Japonya’da (Yomiuri gazetesi ile Nihon Televizyon tarafından) düzenlenen bir yarışmada, Everest Tepesi’ne yollanmak üzere bir kadın dağcı grubu seçilmek istenir. Bin kişiden fazla kadının katıldığı elemelerden, içinde Junko’nun da olduğu 15 kadın seçilir. Yoğun ve güç bir eğitimin ardından 1975 senesinin başlarında, Eliko Hisano liderliğindeki takım yola çıkar. Mayıs ayında Everest’e tırmanırken 6300 metrede kamp kurarlar, ancak aniden bir çığ kamplarına düşer. Çığ nedeniyle, birçok kadın kar altında kalır. Junko Tabei, rehberi Sherpa onu uyandırana kadar toplam 6 dakika kadar bilincini kaybeder. Kendine geldiğinde bu yaşanan sarsıntıya rağmen tırmanışa devam eder ve rehberi Sherpa Ang Tsering ile birlikte, 16 Mayıs 1975 tarihinde zirveye ulaşır. Böylece, Everest’in zirvesine insan ayağı değdikten 22 yıl sonra, bu defa kadın ayağı değmiş olur.
1976 senesinde, Junko Tabei, Yedi Kıtanın En Yüksek Zirvelerini (Seven Summits – Yedi Tepeler) tamamlayan ilk kadın dağcı olmuştur. Bu zirveler Asya – Nepal’de Himalaya Sıradağları üzerinde Everest Zirvesi (8848 metre); Güney Amerika – Arjantin’de Andlar Sıradağları üzerinde Aconcagua Zirvesi (6962 metre); Kuzey Amerika – Alaska’da McKinley Zirvesi (6194 metre); Afrika – Tanzanya’da Klimanjaro Zirvesi (5895 metre); Avrupa – Rusya’da Kafkas Sıradağları üzerinde Elbrus Zirvesi (5642 metre); Antartika’da Sentinel Bölgesinde Vinson Zirvesi (4892 metre); Avustralya ve Okyanusya – Endonezya’da Sudirman Bölgesinde Puncak Jaya (Carstensz Piramidi) Zirvesidir (4884 metre).
WANDA RUTKIEWICZ
Wanda Rutkiewicz (4 Şubat 1943 – 12 Mayıs 1992), Polonya’da doğmuştur. Dünyanın en iyi kadın dağcıları arasındadır. Wanda, Polonyalı ilk kadın dağcıdır ve uzun yıllar Polonyalı tek kadın dağcı olmuştur. Wanda Rutkiewicz, Dünyanın en yüksek ikinci zirvesi olan, Karakurum dağları üzerinde bulunan K2 (Chogori) zirvesine (8611 metre) tırmanmayı ve oradan dönmeyi başaran ilk kadındır.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Sovyetler Birliği’nin Polonya’nın doğu tarafını istilası nedeniyle ailesi Polonyanın batısına, Wroclaw’a taşınmıştır. Wanda, Wroclaw Üniversitesi’nde Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur.
Rutkiewicz, 16 Ekim 1978 tarihinde Dünyanın en yüksek zirvesine - Everest Tepesine ulaşmıştır. Everest zirvesine ulaşan üçüncü kadın dağcı olmakla beraber, zirveye ulaşan ilk Avrupalı kadın dağcıdır.
1986 senesinde Dünya’da en yüksek ikinci zirve olan K2’ye ulaşan ilk kadın olmayı başarmıştır. Karakurum dağları üzerindeki K2 zirvesi, aşırı dikliği ve yoğun buzulu nedeniyle dağcılar için en zor tırmanılan dağdır. Son otuz yıl içinde, 100’den fazla kadın dağcı Everest’e tırmanmıştır, ancak bugüne kadar sadece 5 kadın K2 zirvesine ulaşmayı başarmıştır. Wanda Rutkiewicz K2 zirvesine ulaşan ve başarıyla zirveden dönen ilk kadın olmuştur. Farklı zamanlarda K2 zirvesine ulaşmayı başaran diğer 4 kadın dağcının herbiri, dağdan iniş sırasında yaşamını yitirmiştir.
Wanda, Kangchenjunga dağına tırmanışı sırasında, 1992 senesinde dünyadan ayrılmıştır.
GINETTE HARRISON
Ginette Harrison (28 Şubat 1958 – 24 Ekim 1999), İngiliz profesyonel dağcıdır. Dünyanın en yüksek zirvelerinden üçüncüsü olan Himalayaların zirvesi – Kangchenjunga’ya (8598 metre-Hindistan'da kutsal bilinen bir zirvedir) ulaşan ilk kadın dağcıdır.
Ginette’in dağcılık sevgisi küçük yaşta başlar ve 15 yaşına geldiğinde keskin kaya tırmanışları ile ünlüdür. Bristol Üniversitesi’ne gittiğinde dağcılık ile ilgilenmeye devam eder. Bu Üniversiteside tıp öğrenimini tamamladıktan sonra, “Yüksek Dağlarda İnsan Sağlığı” konusunda uzmanlaşır. 25 yaşında iken, Kuzey Amerika’nın en yüksek dağı olan Denali Milli Parkı’ndaki McKinley’ye (6193 metre) tırmanır. Bu tırmanış, Ginette’in dünyanın en yüksek tepelerine tırmanış serisinin ilki olmuştur. Diğer tırmandığı zirveler arasında 7 Ekim 1993 tarihinde ulaştığı Everest vardır. Böylece Everest tepesine ulaşan ikinci İngiliz kadın dağcı olmuştur.
Ginette’in en ünlü tırmanışı, 18 Mayıs 1998 yılında Dünyanın en yüksek 3 doruğundan birine sahip Kangchenjunga’ya tırmanışıdır. Böylece Ginette, Kangchenjunga dağının doruğuna ulaşan ilk kadın dağcı olmuştur. Tırmanış için, dikey buzul yollar içeren, kıvrımlı en zor yollardan biri olan ve potansiyel tehlikeler taşıyan Çek Yolunu (Czech Route) seçmiştir.
1999 senesinde Dhaulagiri dağına tırmanırken oluşan bir çığda hayatını kaybetmiştir.
23 Aralık 2010
Kahraman Kadın Olmak... Bölüm 4 - Kadın ve Spor - Yüzme
GERTRUDE EDERLE
Gertrude Caroline Ederle (23 Ekim 1905 – 30 Kasım 2003), Amerikalı başarılı yüzücüdür. İngiliz Kanalı’nı (La Manche) yüzerek geçen ilk kadındır.
ALISON STREETER
Alison Streeter (1964- ), yüzme sporunda birçok İngiltere ve Dünya Rekoru kırmıştır. İngiliz Alison yüzmeye, astım hastalığından kurtulabilmek için başlamıştır.
İngiliz Boğazını (La Manche) hayatı boyunca toplam 43 defa yüzerek geçmiş ve bunu başarmış ilk yüzücüdür. Bu boğaz şimdiye kadar, en fazla 33 defa bir erkek yüzücü tarafından geçilmiştir.
Bir sene içinde 7 farklı boğazı yüzerek geçen Alison, 1988’de girdiği yarışmalar sonucu Fransa’dan İngiltere’ye En Hızlı Yüzen (8 saat 48 dakika) Kadın Yüzücü ünvanını almıştır. Fransa’dan İngiltere’ye aynı yüzme parkurunda 3 tur atmıştır: İngiltere’den başladığı turda Fransa’ya ulaşınca yeniden İngilteye gidip Fransaya geri dönmüştür. İki tur atan ilk kadın olmakla beraber, 3 tur atan tek kadın ünvanını korumaktadır. Bununla beraber, 34 saat 40 dakika boyunca hiç durmadan yüzen, ilk ve tek kadın yüzücüdür. Alison dışında bunu sadece 2 erkek yüzücü başarmıştır. Bering Boğazı, Siberia Gölü, Küba - Florida, Kanada Boğazı, Catalina Boğazı yüzerek geçtiği örnek bazı yerlerdendir.
Gertrude Caroline Ederle (23 Ekim 1905 – 30 Kasım 2003), Amerikalı başarılı yüzücüdür. İngiliz Kanalı’nı (La Manche) yüzerek geçen ilk kadındır.
Gertrude 13 yaşına gelince, birçok erkek şampiyonun yetiştirildiği Erkek Yüzücüler Birliği’nde eğitim almaya başlar. 1924 Yaz Olimpiyatlarında altın ve bronz madalyalar kazanır. 1926’da İngiliz Kanalını yüzerek rekor gerçekleştirir.
ALISON STREETER
Alison Streeter (1964- ), yüzme sporunda birçok İngiltere ve Dünya Rekoru kırmıştır. İngiliz Alison yüzmeye, astım hastalığından kurtulabilmek için başlamıştır.
İngiliz Boğazını (La Manche) hayatı boyunca toplam 43 defa yüzerek geçmiş ve bunu başarmış ilk yüzücüdür. Bu boğaz şimdiye kadar, en fazla 33 defa bir erkek yüzücü tarafından geçilmiştir.
Bir sene içinde 7 farklı boğazı yüzerek geçen Alison, 1988’de girdiği yarışmalar sonucu Fransa’dan İngiltere’ye En Hızlı Yüzen (8 saat 48 dakika) Kadın Yüzücü ünvanını almıştır. Fransa’dan İngiltere’ye aynı yüzme parkurunda 3 tur atmıştır: İngiltere’den başladığı turda Fransa’ya ulaşınca yeniden İngilteye gidip Fransaya geri dönmüştür. İki tur atan ilk kadın olmakla beraber, 3 tur atan tek kadın ünvanını korumaktadır. Bununla beraber, 34 saat 40 dakika boyunca hiç durmadan yüzen, ilk ve tek kadın yüzücüdür. Alison dışında bunu sadece 2 erkek yüzücü başarmıştır. Bering Boğazı, Siberia Gölü, Küba - Florida, Kanada Boğazı, Catalina Boğazı yüzerek geçtiği örnek bazı yerlerdendir.
18 Aralık 2010
Örtme Bilincimizi Anne
Anne ben yeni doğdum
İlk saçlarına dokundum
Kokusu beni sardı
Bu ‘annem’ dedim!
Anne örtme saçını
Bilincini kapama anne
Bak ben senin kızınım
Özgürlüğü teslim etme!
Denizin kokusuyla doğdum
Saçlarımı okşadı rüzgar
Annem bir öpücük verdi
Özgürlüğe doğdum ben!
Tenime dokundu yaprak
Dudaklarım kıpırdadı
Annem bir öpücük verdi
Özgürlüğe doğdum ben!
Saçlarını örtme anne
Bilincimizi kapama
Bak ben senin kızınım
Özgürlüğü teslim etme!
Kolay olmuyor doğmak
Ne de özgür yaşamak…
Bir de örtülürse ışığı
Dünya nasıl parıldayacak…
17 Aralık 2010
Kahraman Kadın Olmak... Bölüm 1 - Kadın Hakları
Sevgili Atatürk sayesinde kadın hakları, biz Türk kadınlarına neredeyse hazır sunulmuş.
Avrupa'da ve Amerika'da olduğu gibi bu haklarımızı kendi dişimiz tırnağımızla, kendi çabamızla edinseydik, kıymeti daha mı büyük olurdu acaba ve bu hakkı koruyup yaşamak da daha mı değerli olurdu...
Bu dizide kendi ülkemizden de, başka ülkelerden de benzer konularda güçlükler yaşayıp bunları aşmaya çabalamış tüm kadınlara saygıyla sevgi göndermek istedim.
Herbir kahraman kadının o müthiş enerjisinin bu çağda herbirimize dokunmasını diliyorum. Sonuçta ailelerin, toplumların ve nihayet Dünyanın kültürünün en temel yapıtaşlarından sorumlu olan annelerin ve tüm kadınların bu dokunuşlara ve şans dileklerine ihtiyacı var, biliyorum...
CLARA ZETKIN
Fransız şair Louis Aragon, “Basel Çanları” romanında Clara Zetkin'in toplum karşısına çıkışını bu cümlelerle anlatır:
“Konuşuyor… Tek başına bir kadın gibi değil, büyük bir Gerçeği bulmuş bir kadın olarak konuşuyor... Tüm kadınların yüreginde olanları ifade etmek için ve kendini başkaları için feda eden bir kadın olarak konuşuyor. Düşünceleri baskı altında tutulan kadın sınıfının ortasında, baskıya rağmen bilinci gelişmiş ve üstün bir kadın olarak konuşuyor. Binlerce ve milyonlarca kadın onunla aynı şeyi söyledikleri için, Clara ne söylüyorsa doğru. O yarınların kadını ya da ifade etme yürekliliğini gösterirsek: O bu çağın kadını.".
Clara Zetkin (5 Temmuz 1857 – 20 Haziran 1933), 8 MART - DÜNYA KADINLAR GÜNÜ’nü öneren ve bunun kabul edilmesini sağlayan Alman kadındır.
Clara Zetkin, yaşamı boyunca tüm insanlığın özgürlüğü için kadının özgürlüğünün gerekli olduğunu düşünmüş ve bu idea uğruna kadın haklarını savunmuştur. Anne, ev kadını ve çocuklar için pedagojik çalışmalar yapmış ve bu konuda “Eşitlik” isimli dergiyi yayımlamaya başlamıştır. Bu projelerinde hedefi, kendi deyimiyle “Gerçek insanlığın temel ilkeleri”ni anne ve babalara öğretmektir.
1907’de Uluslararası Sosyalist Kadınlar İlk Toplantısında, bu çalışmalarından dolayı, uluslararası sekreterliğe Clara seçilir ve yayımladığı “Eşitlik” dergisi uluslararası yayın organı olarak belirlenir. Özellikle “Eşitlik” dergisi aracılığıyla, yaklaşan birinci dünya savaşını durdurmak için birçok yazılar yazmış, savaşı önlemek için toplumu bilinçlendirici eylemlerde bulunmuştur. Bu dönemlerde New York’ta onbinlerce kadın, günde 12 saatlik çalışma saatlerine, düşük ücrete karşı, kadının oy hakkı için ve çalışan kadının doğum izni için yürüyüşler yapmaktadır.
1910’da Clara Zetkin, Kopenhag’da Uluslararası Sosyalist Kadınlar ikinci toplantısında 8 Mart gününü Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak önerdi ve bu öneri kabul edildi.
Bu gün seçilirken, 8 Mart 1857'de New York'ta bir tekstil fabrikasında işçi hakları için yapılan ve trajedi ile sonuçlanan tarihten etkilenilmiştir. İlk 1910'da Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında kabul gören 8 Mart Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü, 1977'de ise Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilmiştir. Türkiye'de ilk defa 1921 yılında kutlanmaya başlamıştır.
19 Mart 1911’de ilk kez Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de kutlanan Dünya Kadınlar Günü’nde erkekler ve kadınlar birlikte kutlamalar yaptı. Bu kutlamalarda kadınların oy verme, seçme ve seçilme, meslek edinme, mesleki eğitim görme hakları istendi. Kullandıkları slogan ise “Ekmek ve Gül” idi. Ekmek yaşama güvencesini, karın tokluğunu ve gül ise sevgi, hoşgörü ve anlayış içeren yaşamı simgeliyordu.
Rusya, Avusturya, Macaristan, Almanya, Hollanda, ABD, İsviçre ve başka ülkeler, 1914 yılından itibaren Dünya Kadınlar Günü’nü 8 Mart gününde kutlamaya karar vermişlerdir.
Clara ölümünden bir yıl önce, 75 yaşındayken hala Berlin’deki Alman parlamentosunun kürsüsünden savaşa karşı hararetli bir konuşma yapmıştır.
1948 yılında Birleşmiş Milletler’in kabul ettiği “İnsan Hakları Genel Deklarasyonu”na göre kadınların Ekonomik, Sosyal, Politik ve tüm diğer insani haklarının erkeklerle eşit olduğunu ortaya koymuştur. Bu Deklarasyon’un özellikle ilk iki maddesini sadece kadınların değil tüm insanlığın bilmesi gerekir.
Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
Madde 2- Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı yurttaş olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslar arası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.
CLARA BRETT MARTIN
Clara Brett Martin (25 Ocak 1874 – 30 Ekim 1923), Kanada’nın Toronto şehrinde doğmuştur. Kanada’da ilk kadın avukat olmayı başararak, birçok ülkede de kadınlara bu yolu açmıştır.
1891 yılıında Kanada Hukuk Topluluğuna, kendisini hukuk öğrencisi adayı olarak kabul etmelerini ve sınavlara alınmasını rica etti. Hukuk cemiyetinde bu konu uzun tartışmalara yol açtı, ancak yine de, pratik hukuk eğitimine sadece erkeklerin uygun olduğu gerekçesi ile Clara’nın ricası kabul edilmedi.
Clara amacından vazgeçmeden kadınlara bu yolu açmak için doğrudan devletle görüşmeye başladı. Sonunda Hukuk Topluluğu’na, kadın veya erkek fark etmeden tüm insanların alınabileceğine dair anayasada kanun çıkarılmasını sağladı. Böylece Clara aslında diğer birçok dalda da kadınların eğitim alması için yolu açmış oldu.
SÜREYYA AĞAOĞLU
Süreyya Ağaoğlu (1903 – 29 Aralık 1989), Azerbeycan’da doğmuş bir Türktür. Türkiye’nin ilk kadın avukatıdır, kadın hakları savunucularındandır ve yazardır.
Lise yıllarında sınıfta cumhuriyet rejiminden söz ettiğinde, arkadaşlarının kendisi ile alay ettiği Süreyya Ağaoğlu, avukat olmayı hedeflemiştir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmak istediğinde ise engellerle karşılaşır. Süreyya Hanım, dönemin kadınlarının henüz çarşafla dolaştığı bir zamanda, başını bile kapatmadan Üniversite ile görüşmeye gitmiştir. Yetkililere, Hukuk Fakültesine girmek istediğini söylediğinde, odanın içinde gülüşmeler olur ve isteği reddedilir. Ancak Süreyya Ağaoğlu direnir ve kendisi gibi avukat olmak isteyen 3 bayan arkadaşını daha götürünce, Üniversite bayan öğrencileri de Fakülteye alma kararı alır. O zamanlar, Üniversitede erkek ve bayan öğrencilerin bir arada eğitim görmesi yasaktır. Bu nedenle aynı fakültede "bayan bölümü" sıfatlı özel sınıf açılır ve bu durum öğrenim açısından zaman zaman zor durumlara sebep olur. Sonunda İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun olmayı başaran Süreyya Ağaoğlu, avukatlığının yanı sıra sıkı bir kadın hakları savunucusu olur ve bu konudaki cesur çalışmaları ile tanınır.
1949 yılında Milletlerarası Barolar Birliği Yönetim Kurulu İdari Heyeti'ne seçilir.
Süreyya Ağaoğlu’nun yaşamı, kadın haklarının ve özgürlüğünün önemini anlatmak ve avukat olarak kadını savunmak ile geçecektir. 29 Aralık 1989'da İstanbul’da katıldığı “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu panelden ayrılırken düşen Ağaoğlu, beyin kanaması geçirir. Onun adına 1989 yılında para da basılmıştır.
Ağaoğlu ayrıca Hür Fikirleri Yayma Derneği, Türk-Amerikan Üniversiteler Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği'nin de kurucusudur. Süreyya Ağaoğlu’nun “Londra’da Gördüklerim” ve “Bir Hayat Şöyle Geçti” adlı kitaplarıyla, çeşitli hukuki makaleleri bulunuyor.
Avrupa'da ve Amerika'da olduğu gibi bu haklarımızı kendi dişimiz tırnağımızla, kendi çabamızla edinseydik, kıymeti daha mı büyük olurdu acaba ve bu hakkı koruyup yaşamak da daha mı değerli olurdu...
Bu dizide kendi ülkemizden de, başka ülkelerden de benzer konularda güçlükler yaşayıp bunları aşmaya çabalamış tüm kadınlara saygıyla sevgi göndermek istedim.
Herbir kahraman kadının o müthiş enerjisinin bu çağda herbirimize dokunmasını diliyorum. Sonuçta ailelerin, toplumların ve nihayet Dünyanın kültürünün en temel yapıtaşlarından sorumlu olan annelerin ve tüm kadınların bu dokunuşlara ve şans dileklerine ihtiyacı var, biliyorum...
CLARA ZETKIN
Fransız şair Louis Aragon, “Basel Çanları” romanında Clara Zetkin'in toplum karşısına çıkışını bu cümlelerle anlatır:
“Konuşuyor… Tek başına bir kadın gibi değil, büyük bir Gerçeği bulmuş bir kadın olarak konuşuyor... Tüm kadınların yüreginde olanları ifade etmek için ve kendini başkaları için feda eden bir kadın olarak konuşuyor. Düşünceleri baskı altında tutulan kadın sınıfının ortasında, baskıya rağmen bilinci gelişmiş ve üstün bir kadın olarak konuşuyor. Binlerce ve milyonlarca kadın onunla aynı şeyi söyledikleri için, Clara ne söylüyorsa doğru. O yarınların kadını ya da ifade etme yürekliliğini gösterirsek: O bu çağın kadını.".
Clara Zetkin (5 Temmuz 1857 – 20 Haziran 1933), 8 MART - DÜNYA KADINLAR GÜNÜ’nü öneren ve bunun kabul edilmesini sağlayan Alman kadındır.
Clara Zetkin, yaşamı boyunca tüm insanlığın özgürlüğü için kadının özgürlüğünün gerekli olduğunu düşünmüş ve bu idea uğruna kadın haklarını savunmuştur. Anne, ev kadını ve çocuklar için pedagojik çalışmalar yapmış ve bu konuda “Eşitlik” isimli dergiyi yayımlamaya başlamıştır. Bu projelerinde hedefi, kendi deyimiyle “Gerçek insanlığın temel ilkeleri”ni anne ve babalara öğretmektir.
1907’de Uluslararası Sosyalist Kadınlar İlk Toplantısında, bu çalışmalarından dolayı, uluslararası sekreterliğe Clara seçilir ve yayımladığı “Eşitlik” dergisi uluslararası yayın organı olarak belirlenir. Özellikle “Eşitlik” dergisi aracılığıyla, yaklaşan birinci dünya savaşını durdurmak için birçok yazılar yazmış, savaşı önlemek için toplumu bilinçlendirici eylemlerde bulunmuştur. Bu dönemlerde New York’ta onbinlerce kadın, günde 12 saatlik çalışma saatlerine, düşük ücrete karşı, kadının oy hakkı için ve çalışan kadının doğum izni için yürüyüşler yapmaktadır.
1910’da Clara Zetkin, Kopenhag’da Uluslararası Sosyalist Kadınlar ikinci toplantısında 8 Mart gününü Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak önerdi ve bu öneri kabul edildi.
Bu gün seçilirken, 8 Mart 1857'de New York'ta bir tekstil fabrikasında işçi hakları için yapılan ve trajedi ile sonuçlanan tarihten etkilenilmiştir. İlk 1910'da Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında kabul gören 8 Mart Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü, 1977'de ise Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilmiştir. Türkiye'de ilk defa 1921 yılında kutlanmaya başlamıştır.
19 Mart 1911’de ilk kez Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de kutlanan Dünya Kadınlar Günü’nde erkekler ve kadınlar birlikte kutlamalar yaptı. Bu kutlamalarda kadınların oy verme, seçme ve seçilme, meslek edinme, mesleki eğitim görme hakları istendi. Kullandıkları slogan ise “Ekmek ve Gül” idi. Ekmek yaşama güvencesini, karın tokluğunu ve gül ise sevgi, hoşgörü ve anlayış içeren yaşamı simgeliyordu.
Rusya, Avusturya, Macaristan, Almanya, Hollanda, ABD, İsviçre ve başka ülkeler, 1914 yılından itibaren Dünya Kadınlar Günü’nü 8 Mart gününde kutlamaya karar vermişlerdir.
Clara ölümünden bir yıl önce, 75 yaşındayken hala Berlin’deki Alman parlamentosunun kürsüsünden savaşa karşı hararetli bir konuşma yapmıştır.
1948 yılında Birleşmiş Milletler’in kabul ettiği “İnsan Hakları Genel Deklarasyonu”na göre kadınların Ekonomik, Sosyal, Politik ve tüm diğer insani haklarının erkeklerle eşit olduğunu ortaya koymuştur. Bu Deklarasyon’un özellikle ilk iki maddesini sadece kadınların değil tüm insanlığın bilmesi gerekir.
Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
Madde 2- Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı yurttaş olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslar arası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.
CLARA BRETT MARTIN
Clara Brett Martin (25 Ocak 1874 – 30 Ekim 1923), Kanada’nın Toronto şehrinde doğmuştur. Kanada’da ilk kadın avukat olmayı başararak, birçok ülkede de kadınlara bu yolu açmıştır.
1891 yılıında Kanada Hukuk Topluluğuna, kendisini hukuk öğrencisi adayı olarak kabul etmelerini ve sınavlara alınmasını rica etti. Hukuk cemiyetinde bu konu uzun tartışmalara yol açtı, ancak yine de, pratik hukuk eğitimine sadece erkeklerin uygun olduğu gerekçesi ile Clara’nın ricası kabul edilmedi.
Clara amacından vazgeçmeden kadınlara bu yolu açmak için doğrudan devletle görüşmeye başladı. Sonunda Hukuk Topluluğu’na, kadın veya erkek fark etmeden tüm insanların alınabileceğine dair anayasada kanun çıkarılmasını sağladı. Böylece Clara aslında diğer birçok dalda da kadınların eğitim alması için yolu açmış oldu.
SÜREYYA AĞAOĞLU
Lise yıllarında sınıfta cumhuriyet rejiminden söz ettiğinde, arkadaşlarının kendisi ile alay ettiği Süreyya Ağaoğlu, avukat olmayı hedeflemiştir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmak istediğinde ise engellerle karşılaşır. Süreyya Hanım, dönemin kadınlarının henüz çarşafla dolaştığı bir zamanda, başını bile kapatmadan Üniversite ile görüşmeye gitmiştir. Yetkililere, Hukuk Fakültesine girmek istediğini söylediğinde, odanın içinde gülüşmeler olur ve isteği reddedilir. Ancak Süreyya Ağaoğlu direnir ve kendisi gibi avukat olmak isteyen 3 bayan arkadaşını daha götürünce, Üniversite bayan öğrencileri de Fakülteye alma kararı alır. O zamanlar, Üniversitede erkek ve bayan öğrencilerin bir arada eğitim görmesi yasaktır. Bu nedenle aynı fakültede "bayan bölümü" sıfatlı özel sınıf açılır ve bu durum öğrenim açısından zaman zaman zor durumlara sebep olur. Sonunda İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun olmayı başaran Süreyya Ağaoğlu, avukatlığının yanı sıra sıkı bir kadın hakları savunucusu olur ve bu konudaki cesur çalışmaları ile tanınır.
1949 yılında Milletlerarası Barolar Birliği Yönetim Kurulu İdari Heyeti'ne seçilir.
Süreyya Ağaoğlu’nun yaşamı, kadın haklarının ve özgürlüğünün önemini anlatmak ve avukat olarak kadını savunmak ile geçecektir. 29 Aralık 1989'da İstanbul’da katıldığı “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu panelden ayrılırken düşen Ağaoğlu, beyin kanaması geçirir. Onun adına 1989 yılında para da basılmıştır.
Ağaoğlu ayrıca Hür Fikirleri Yayma Derneği, Türk-Amerikan Üniversiteler Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği'nin de kurucusudur. Süreyya Ağaoğlu’nun “Londra’da Gördüklerim” ve “Bir Hayat Şöyle Geçti” adlı kitaplarıyla, çeşitli hukuki makaleleri bulunuyor.
Kahraman Kadın Olmak... Bölüm 2
MARGARET SANGER
Margaret Sanger (14 Eylül 1879 – 6 Eylül 1966), Amerikalıdır ve kadınların doğum kontrol hakkını kazanmasını sağlayan öncüdür. Ayrıca kadına gösterilen baskıları yok etmeye çalışan bir avukattır; Dünya’nın ilk doğum kontrol kliniğini 90 yıl önce ABD’de açan kişidir; Amerikan Doğum Kontrol Birliğinin (bugünkü adı ile Aile Planlama) kurucusudur.
Sanger ve 2 hemşiresi tarafından, 16 Ekim 1916’da New York’un Brooklyn bölgesinde açılan klinik, özellikle çalışan kesimden yüzlerce kadının akınına uğramıştır.
Sanger, doğum kontrolünün yasal hale gelmesini sağlayarak, kadınların özgürlüğü yolunda ilk adımı atan kişi olarak değerlendirilmektedir. Sanger’in kliniği, o günlerin göçmen akını altındaki New York’da özellikle kadınların beklediği bir hizmettir. Ama birkaç hafta sonra polis baskınına uğrayan klinik kapatılır ve Sanger tutuklanır. Bunun üzerine kadınlar New York sokaklarını doldurur ve kliniğin kapatılmasını protesto eder. Sanger 30 günlük bir süre sonunda serbest bırakılır ve kliniğini hemen yeniden açar. Birkaç yıl sonra da “The Birth Control Review” – “Doğum Kontrol Dergisi” adında bir dergi yayımlamaya başlar.
Milyonlarca kadın mektuplarla Sanger’in dergisine başvurarak doğum kontrolü için ne istediklerini anlatırlar. Sanger bu kadınların isteklerini gerçekleştirmek için, ABD çapında konuşmalar yapar ve doğum kontrolün tamamen yasal olması için aktif kadın grupları oluşturur. Bu çabalar sonucunda Amerikan Tıp Derneği, kadınların doğum kontrolü talebini kabul eder. Bundan kısa süre sonra, doktorların hastalarına doğum kontrol araçları vermelerine izin çıkar. Bugün ise kadınlar, doğum kontrol araçlarını (hap, spiral, bant) kullanarak, hamile kalıp kalmama konusunda kararını kendisi verebilmektedir. Ve bu kolay elde edilen bir hak değildir.
Ancak bugün hala doğum kontrolünü dini ve sosyal açıdan sakıncalı bulan insanlar var. Hatta yüksek eğitimler görmüş ve olgun evli bazı insanlar bile, doğum kontrol uygulamalarını kullanmaktan çekiniyor ve kadınlar eşlerinden bu konuda baskı görüyor. Oysa doğum kontrolü sağlık açısından olduğu kadar, kendi hayatına karar vermek, planlı çocuk sahibi olmak gibi pek çok önemli nedenlerle, özellikle de kadınlar açısından anlamlı bir uygulamadır. Sanger kliniğini açtığı zaman “Kadınlar anne olmak için kendi kararlarını verme hakkına sahip olmadığı sürece özgür değillerdir!” demişti. Dünya kadınları bu anlamda ilk adımı atan Sanger’i Kahraman Kadın olarak görüyor.
INDIRA GANDHI
Indira Gandhi, (19 Kasım 1917 – 31 Ekim 1984), Hindistan’da Allahabad şehrinde doğmuştur. Hindistan'da 2 defa başbakanlık yapmış politikacıdır.
Annesi Kamala Nehru’dur ve babası Hindistan'ın ilk başbakanı ve Dünyada Hindistan’ın bağımsızlığını savunan kahramanlardan biri olan Jawaharlal Nehru’dur. Bengal’de, İsviçre'de ve İngiltere'de öğrenim görmüştür. 1942'de Hindistan bağımsızlığı eylemcilerinden Feroze Gandi ile evlenir ve Rajiv (1944) ile Sanjay (1946) isimli iki oğlu olur.
1959'da Kongre Partisi liderliğine seçilen Indira, 1960’lı yıllarda Hindistan’ın tarımsal gelişimi için büyük önem taşıyan üç büyük Proje uygulamıştır. Çiftçiyi ve tarımı destekleyen programlar içeren “Yeşil Devrim” – “Green Revolution”; sütün üretimini destekleyen “Beyaz Devrim” – “White Revolution” ve tarım ürünlerinin temizliğini, sağlığını sağlamaya yönelik “Yiyecek Güvenliği” – “Food Security” başlıklı uygulamaları yürütmüştür. Bu özel tarımsal projeler sayesinde Hindistan özellikle buğday, pirinç, pamuk ve süt ürünlerini ihraç etmeye başlamıştır. Ayrıca Beyaz Devrim, süt üretiminin genişlemesine ve böylece özellikle gelişme çağındaki çocukların kötü beslenmesini önlemeye de yardımcı olmuştur. Uygulamaların başlamasını takip eden 10 yıl içinde özellikle pirinç ve pamuk üretimi çok artmıştır. Ancak bir süre sonra, bazı devlet yöneticilerinin hırsları ve bencillikleri nedeniyle, bu projeler kötü yönetilmeye başlamış ve el işçiliğine uygulanan ağır ve kötü politikalar, bu çalışmaların başarısını iyice çökertmiştir.
Indira Gandhi, 1962’de Çin ve Hindistan arasındaki sınır savaşında, sivil savunma hareketlerini koordine etmiştir. 1964’te babasının ölümünün ardından, Enformasyon, Basın ve Yayın Bakanı olur. Bu görevi sırasında, aile planlamasını öğreten Televizyon Eğitim Projeleri hazırlar, sansürlerin liberalleştirilmesi ile ilgilenir. Başbakan Lal Bahadur Şastri'nin 1966'da aniden ölümü üzerine, Indra Gandi, parlamentonun kararı ile başbakanlığa getirilir.
Indira Gandhi, yoksul ve topraksız köylülerin ümit kaynağı olarak 1971 seçimlerinde de başa geçer ancak Pakistan-Hindistan Savaşının aniden çıkması nedeniyle sosyal çalışmalarını yeterince uygulayamaz.
Doğum kontrol uygulamasının halkın kısırlaştırılması olarak anlaşılması, Indira’yı 1977'de erken seçime gitmeye zorlar ve Momarci Desai başbakan olur. 1978 seçiminde ise Indira’nın partisi yeniden üstünlük elde eder, Indira Gandhi Başbakan ve Savunma Bakanı olur.
Küçük oğlu ve siyasi varisi Sanjay'ın bir uçak kazasında ölmesi üzerine büyük oğlu pilot Rajiv, Kongre Partisi lideri olur. 1980 sonrasında Indira Gandhi, özerklik isteyen Sihlerin (İngilizce Sikh) ayaklanmaları ile uğraşır, ancak başarısız olur. 31 Ekim 1984'te koruması olan Sih muhafızlar tarafından Yeni Delhi'de öldürülür. Ölümünden sonra oğlu Rajiv Gandhi Başbakan olmuştur.
Margaret Sanger (14 Eylül 1879 – 6 Eylül 1966), Amerikalıdır ve kadınların doğum kontrol hakkını kazanmasını sağlayan öncüdür. Ayrıca kadına gösterilen baskıları yok etmeye çalışan bir avukattır; Dünya’nın ilk doğum kontrol kliniğini 90 yıl önce ABD’de açan kişidir; Amerikan Doğum Kontrol Birliğinin (bugünkü adı ile Aile Planlama) kurucusudur.
Sanger ve 2 hemşiresi tarafından, 16 Ekim 1916’da New York’un Brooklyn bölgesinde açılan klinik, özellikle çalışan kesimden yüzlerce kadının akınına uğramıştır.
Sanger, doğum kontrolünün yasal hale gelmesini sağlayarak, kadınların özgürlüğü yolunda ilk adımı atan kişi olarak değerlendirilmektedir. Sanger’in kliniği, o günlerin göçmen akını altındaki New York’da özellikle kadınların beklediği bir hizmettir. Ama birkaç hafta sonra polis baskınına uğrayan klinik kapatılır ve Sanger tutuklanır. Bunun üzerine kadınlar New York sokaklarını doldurur ve kliniğin kapatılmasını protesto eder. Sanger 30 günlük bir süre sonunda serbest bırakılır ve kliniğini hemen yeniden açar. Birkaç yıl sonra da “The Birth Control Review” – “Doğum Kontrol Dergisi” adında bir dergi yayımlamaya başlar.
Milyonlarca kadın mektuplarla Sanger’in dergisine başvurarak doğum kontrolü için ne istediklerini anlatırlar. Sanger bu kadınların isteklerini gerçekleştirmek için, ABD çapında konuşmalar yapar ve doğum kontrolün tamamen yasal olması için aktif kadın grupları oluşturur. Bu çabalar sonucunda Amerikan Tıp Derneği, kadınların doğum kontrolü talebini kabul eder. Bundan kısa süre sonra, doktorların hastalarına doğum kontrol araçları vermelerine izin çıkar. Bugün ise kadınlar, doğum kontrol araçlarını (hap, spiral, bant) kullanarak, hamile kalıp kalmama konusunda kararını kendisi verebilmektedir. Ve bu kolay elde edilen bir hak değildir.
Ancak bugün hala doğum kontrolünü dini ve sosyal açıdan sakıncalı bulan insanlar var. Hatta yüksek eğitimler görmüş ve olgun evli bazı insanlar bile, doğum kontrol uygulamalarını kullanmaktan çekiniyor ve kadınlar eşlerinden bu konuda baskı görüyor. Oysa doğum kontrolü sağlık açısından olduğu kadar, kendi hayatına karar vermek, planlı çocuk sahibi olmak gibi pek çok önemli nedenlerle, özellikle de kadınlar açısından anlamlı bir uygulamadır. Sanger kliniğini açtığı zaman “Kadınlar anne olmak için kendi kararlarını verme hakkına sahip olmadığı sürece özgür değillerdir!” demişti. Dünya kadınları bu anlamda ilk adımı atan Sanger’i Kahraman Kadın olarak görüyor.
INDIRA GANDHI
Indira Gandhi, (19 Kasım 1917 – 31 Ekim 1984), Hindistan’da Allahabad şehrinde doğmuştur. Hindistan'da 2 defa başbakanlık yapmış politikacıdır.
Annesi Kamala Nehru’dur ve babası Hindistan'ın ilk başbakanı ve Dünyada Hindistan’ın bağımsızlığını savunan kahramanlardan biri olan Jawaharlal Nehru’dur. Bengal’de, İsviçre'de ve İngiltere'de öğrenim görmüştür. 1942'de Hindistan bağımsızlığı eylemcilerinden Feroze Gandi ile evlenir ve Rajiv (1944) ile Sanjay (1946) isimli iki oğlu olur.
1959'da Kongre Partisi liderliğine seçilen Indira, 1960’lı yıllarda Hindistan’ın tarımsal gelişimi için büyük önem taşıyan üç büyük Proje uygulamıştır. Çiftçiyi ve tarımı destekleyen programlar içeren “Yeşil Devrim” – “Green Revolution”; sütün üretimini destekleyen “Beyaz Devrim” – “White Revolution” ve tarım ürünlerinin temizliğini, sağlığını sağlamaya yönelik “Yiyecek Güvenliği” – “Food Security” başlıklı uygulamaları yürütmüştür. Bu özel tarımsal projeler sayesinde Hindistan özellikle buğday, pirinç, pamuk ve süt ürünlerini ihraç etmeye başlamıştır. Ayrıca Beyaz Devrim, süt üretiminin genişlemesine ve böylece özellikle gelişme çağındaki çocukların kötü beslenmesini önlemeye de yardımcı olmuştur. Uygulamaların başlamasını takip eden 10 yıl içinde özellikle pirinç ve pamuk üretimi çok artmıştır. Ancak bir süre sonra, bazı devlet yöneticilerinin hırsları ve bencillikleri nedeniyle, bu projeler kötü yönetilmeye başlamış ve el işçiliğine uygulanan ağır ve kötü politikalar, bu çalışmaların başarısını iyice çökertmiştir.
Indira Gandhi, 1962’de Çin ve Hindistan arasındaki sınır savaşında, sivil savunma hareketlerini koordine etmiştir. 1964’te babasının ölümünün ardından, Enformasyon, Basın ve Yayın Bakanı olur. Bu görevi sırasında, aile planlamasını öğreten Televizyon Eğitim Projeleri hazırlar, sansürlerin liberalleştirilmesi ile ilgilenir. Başbakan Lal Bahadur Şastri'nin 1966'da aniden ölümü üzerine, Indra Gandi, parlamentonun kararı ile başbakanlığa getirilir.
Indira Gandhi, yoksul ve topraksız köylülerin ümit kaynağı olarak 1971 seçimlerinde de başa geçer ancak Pakistan-Hindistan Savaşının aniden çıkması nedeniyle sosyal çalışmalarını yeterince uygulayamaz.
Doğum kontrol uygulamasının halkın kısırlaştırılması olarak anlaşılması, Indira’yı 1977'de erken seçime gitmeye zorlar ve Momarci Desai başbakan olur. 1978 seçiminde ise Indira’nın partisi yeniden üstünlük elde eder, Indira Gandhi Başbakan ve Savunma Bakanı olur.
Küçük oğlu ve siyasi varisi Sanjay'ın bir uçak kazasında ölmesi üzerine büyük oğlu pilot Rajiv, Kongre Partisi lideri olur. 1980 sonrasında Indira Gandhi, özerklik isteyen Sihlerin (İngilizce Sikh) ayaklanmaları ile uğraşır, ancak başarısız olur. 31 Ekim 1984'te koruması olan Sih muhafızlar tarafından Yeni Delhi'de öldürülür. Ölümünden sonra oğlu Rajiv Gandhi Başbakan olmuştur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














